28 Kasım 2020 Cumartesi

Johann Wolfgang Von Goethe - Faust - Kitap İncelemesi - Dünya Klasikleri - Edebiyat - Mitolojiler - Şiir - Tiyatro


Helios ışığını tüm gücüyle tenimizde gezdirirken, Kharitlerden doğma bir neşeyle, yanımda hırlayan, tıslayan Cerberus hizmet ediyordu bütün konuklara... Kadehlere değişik tatlarda Ambrosialar doluyor, anında tükeniyordu. Zeus’un keyfi yerinde olurdu, Hera’yı edebilseydi ikna. Hades’in gözlerinde Persephone’nin diri bedeni, Ares, Hephaistos’un ardından çeviriyordu bütün gizli işlerini, şehvet doluydu Afrodit. Poseidon yoktu, hükmediyor olmalıydı en derin denizlere, Poseidon’un zorlamasıyla doğmasaydı oğlu Arion bu kadar kızmaz, kızgın olmazdı Demeter. Eris’in tanrılar masasına salladığı elma gibi düşüverdi Faust-Mephistopheles’in kanla mühürlü ahdi. Perde aralandı, kadehler yeniden dolduruldu, başladı artık Dionysos icadı. Sadece insansı Andromakhe ağlıyor, Prometheus bu sefer zincire değil insanlara vuruluyordu. Atlas bıraktı yükünü, dünya gömüldü bir karanlığa, Homeros’un sesi yankılandı birden her taraftan, bağırıyordu; Sofokles, Aiskhylos, Euripides, Shakespeare ve Goethe diye. Pan’ın melodisi gidiyordu Tartaros’a kadar, açıldı gözleri Kronos’un ve durdu zaman.

 

1749 yılının yaz ayında doğan Goethe elbet eksiğini tamamlayıp, mevsimine riayet ederek 83 yılını doldurarak 1832 yılının ilkbahar ayında hayata veda eder. Frankfurt’ta varlıklı bir ailede hayata gözlerini açan deha, otobiyografisi olan Yaşamımda Şiir ve Hakikat’te akademik yanını babasından, yaratıcılığını ise annesinden aldığını söyler.

19 Ekim 2020 Pazartesi

Albert Camus - Sisifos Söyleni - Kitap İncelemesi - Felsefe - Düşünce - Deneme - Edebiyat - İnsan - Toplum - Mitoloji


Uzun bir aradan sonra merhaba demek bazı bedenlerde ıstırap yaratsa ve zor olsa da bunun buradaki kişiler ve benim için hiç mi hiç ehemmiyeti yok. Tek olduğumuz bir yaşamda başkalarını ayna görevi olarak kullanıp üzerimize çeki düzen vermenin azabını toplumsal olarak en derinlerde hissetmeliyim ki; buna ihtiyaç duyuyoruz. Bu durum bizim kültürümüzün bir sonucudur. Bir türlü kendimizi kendimizin aynası olarak görmüyoruz. Benim aynam yine ben olmalıyım. Ancak ciddi bir çelişkimiz vardır. Nefsini bilen Rabbini bilir hadisi kültürümüze sirayet etmemiş ve biz başkalarının aynalığını kendi aynalığımıza tercih etmişizdir. Buradaki nefsini bilme kendini bilmeyle aynı şeydir. Bu biraz Heraklitos vari dillenmeye benzese de tıpkı onun gibi "kendimi aradım araştırdım" demeden uzak duramıyorum. Bu bir felsefe ya da belki de bir felsefe.


“Her şeyin verildiği, hiçbir şeyin açıklanmadığı bir dünyada, bir değerin ya da bir metafiziğin verimliliği anlamdan yoksun bir kavramdır.” (Alıntı )

13 Nisan 2020 Pazartesi

Jean-Jacques Rousseau - Toplum Sözleşmesi - Kitap İncelemesi - Felsefe - Düşünce - Siyaset - Hukuk - İnsan - Toplum


Yerleşik hayata geçme Göbekli Tepe keşfine kadar çiftçilikle bağdaştırılıyor olsa da bu keşiften sonra amacını değiştirmiş ve insanların bir araya gelmesi, iç içe yaşaması tapınaklara yakın olabilme isteği amacını ortaya çıkarmıştır. Göbekli Tepe’de bulunan T Sütunları ilk insanların sosyalizasyon nedenidir. Dinsel ritüeller aracılığıyla insanlığın yavaş yavaş yerleşik hayata geçmeleri kişileri gruplara, grupları topluluklara ve toplulukları da devlet haline getirme gerekliliği doğurmuştur. İnsanların toplum olma isteği ihtiyaçtan, devlet olma isteği ise toplumun daimi olabilmesi gerekliliğinden doğmuştur.

Devlet olma gerekliliği de yanında birçok şeyi beraberinde getirir. Bu gerekliliğin en önemlisi de yasa adı altında bulunan genellikle devletin ve uyruklarının yararına olan yazılı kararlardır. Kişilerin özgürlüğünü ve eşitliğini temel alarak her uyruğa hitap ettikleri su götürmezdir.

Yazarımız hakkında söylenecek çok şey vardır. Ancak bu lezzeti siz okurların İtiraflarım adlı eserinden okumanızı tavsiye ederim. Bunun nedeni ise Jean-Jacques Rousseau’yu tanımayan ya da yüzeysel tanıyanların asla inanamayacakları bir yaşam öyküsüdür. Romantik felsefe anlayışının fikir babası ya da öncüsü olması ise gözlemlediği her şeyin batmakta olduğu düşüncesini bütün eserlerinde okurlarına romantik bir dille anlattı. Rousseau’yu diğer filozoflardan ayıran en temel özellik ise kullandığı dilin yalın, arı ve anlaşılır olmasıdır. Kendisinden sonra gelen birçok aristokrat/filozofların fikir babası ya da eleştiri kaynağı olmuştur.

10 Nisan 2020 Cuma

Diyaloglar - 1 -

Yine kanayan bir güneş her zaman olduğu gibi ufuk çizgisini kızıllığıyla boşamış, kulakları sağır eden sessizliğin içerisinde evrende sürüklenerek görüş alanımızdan çıkmak üzereyken zamanı durdurmuştu. Güneş ile aramızda ki bakışların mesafesi 8 dakika olduğunu öğrendiğim de daha 6 yaşındaydım. Yani güneş patlasa biz bunu dünyadan ancak 8 dakika sonra fark edebileceğiz. İlginç ama güzel bir bilgi. Güneşe doğru yürüyor olmam bu süreyi azaltabilir miydi? Kim bilir belki de bu azalış salisenin milyarda biri kadardır. Düşünmenin zamanı tam anlamıyla etkisiz kılmadığını biliyorum, ama zamanı yavaşlattığı gerçek bir durum. Aynı şekilde zamanı yavaşlatmanın bir diğer formülü ise hızdır, madde ne kadar hızlıysa zaman o kadar ağır ilerler. Bu düşüncelerimle yolumda ilerlerken, salt düşünmenin ve bu düşünceye varma hazzının yürümeyle ortaya çıkması ne garip. Yürümek koşmanın yavaşlatılmış bir yorumu olsa da içe dalışın, kendinle konuşmanın ve bu duruma varmanın yoludur. Birçok kez yürüme dışında yapılan bütün eylemlerin bir kaçış olduğunu vurgulamış, bunu yaptığımız pratik eylemleri ile en doğru olduğuna karar vermiştik.

Umudun bittiği yerde, “yoldayım.” - Kendi Kaleminden Amatör Hikayeler

Bugün her zamankinden daha farklı, uyanmadım. Dünüm ya da bir önceki günüm nasılsa o monotonlukla çıktım yataktan. Ne bir eksik bir fazla. Yer soğuktu, çıplak ayakla daha hissedilir oluyormuş, birde beden yeni yataktan kendini çıkarınca, bütün vücuda bir titreme, bir kendini soğuğa alıştırma süreciyle boğuşuyor. Olsun, alışıyoruz sonra her şeye alıştığımız gibi. Öncesi esrik bir kahvaltı, ötesi ise daha satın alınamamış bir yevmiyenin sabahı, güneş mi? Daha doğdu diyemem, ama doğmadı da sayılmazdı.

Koştum pencereye, bir adam, yine yol boyunca aşağıya doğru seyirterek ilerliyordu, dün gibi. Güne başlamak isteyen güneşin kızıllığını önüne siper etmiş, gölgesini caddeye sermiş, kafası omuzları arasında elleri cebinde solundaki sokağa girip, kayboldu. Her sabah aynı sahneyle karşılaşmak hayatımın monoton gidişatını güçlendirmekten öteye geçmiyordu. Ya da ben değişim için kendi başıma yenilikler çıkaracak kadar cesaretli değildim. Öyle kaç dakika daha pencere önünde kaldım bilmiyorum ama kendime geldiğimde dışarısı gözükmüyordu. Bir cam kaç nefesle saydamlığını yitirirdi ki? Cama son bir hoh daha yaparak ayrıldım pencereden.

Defalarca Ölüp Yeniden Dirilmek - Kendi Kalemimden Amatör Hikayeler

Hava sıcaklığı öğlen 30 dereceyi buldu, klima desen o da lanet olası elektrik olmadan çalışmıyor, ölüm sessizliği adeta ortamın her yerinde, damlıyor ter damlaları tenimizden, ama çıt yok. Saatler biraz akşamı gösterdiğinde güneşin kanaması tükenmek üzere kızıllığını vuruyor karşımızda duran evlerin tepelerine.

İlk paragraftan sonra inanın ki bir yaşım daha bitti. İlk vakitler senelerin geçmediğine hepimiz şahit olmadık mı? Bir türlü gelmeyen 18 yaşı hep beraber bekledik, sonunda ise hiçte beklediğimiz gibi gelmedi. 25 yaşına kadar birer birer geçen seneler emin olun şimdi üçer beşer geçmektedir. Zamanı tutup da depolamamız imkânsız ve yine imkânsız ki geriye dönüp aynı zamanı yeniden yaşamak.

Şimdi ise bu etkinlik için bir şeyler yazmak istiyorum, bunu gerçekten çok istiyorum ama ne yana çevirsem kafamı karalayacak bir şey bulamıyorum. İnsanın birde yazması gereken saati olmalı, bu saatler, anlar dışında kesilmiş süte dönüyor, bozuk, verimsiz ve hatalı. Aslında yazdıklarımla dokunmak istiyorum kalplerinize, paylaşmanın salt mutluluğunda birleyip güzel tatlar bırakmak istiyorum dimağınızda; tabi bunu becerebilirsem.

12 Ekim 2019 Cumartesi

Plutarkhos - Marcus Antonius - Kitap İncelemesi - Felsefe - Düşünce - Tarih - Biyografi


Yazarımız Plutarkhos MS I yüzyılda yaşamış Yunan tarihçi, biyografi ve deneme yazarıdır. Kendisini günümüze devreden “Paralel Hayatlar” yazı serisiyle tanırız. Asıl olanı ise kendisinin ciltler dolusu bir yazım hayatı olduğudur. Kaynağın ilk elden sahibidir.

Plutark’ın tarihte önemli olması sayısız eserler vermesinden ziyade kitaplarında 151 tane yazarın ve Aristoteles’in günümüze ulaşamayan 70, Theophrastos'tan ise 50 alıntısı bulunmaktadır. Bunlar bile yazarın ne kadar değerli olduğunun birer kanıtı olmaktadır.

Plutarkhos okumanın başka bir durumu ise Montaigne ile Shakespeare’den Schiller ile Gothe’ye kadar herkese kaynak kitap olmasından ileri gelmektedir. Cicero gibi o da bir Platon hayranı ve ardılıdır. Her ne kadar yaşamı kynik öğretilerine yakın olsa da düşünce yapısı birebir Platon öğretileriyle uyuşmaktadır ve Yeni Platoncu’dur. Bir kaynağa göre 227 eser yazdığı söylenmektedir. Ancak günümüze erişen çok azı biz okurlara sunulmuştur.

Marcus Tullius Cicero - Ölümü Küçümseme - Kitap İncelemesi - Felsefe - Düşünce


Uyku böyle güzelken kim bilir ölüm nasıldır? Hiç düşlediniz mi ölümünüzü ya da sizsiz bir dünyanın da var olabileceği gerçeği ile yüzleştiniz mi? Zamana hüküm eden Kronos dahi – Kronoloji ismi bu titandan türemiştir. – bu kavrama yenik düşmüştür. Ömrümüzü geçmişten bu güne koyacak olursak ve zaman bir okyanus ise bizim yaşam süremiz bir damla kadar hacim edebilir mi bunu düşlemek gerekmektedir.

Roma’da MÖ 106 tarihinde doğan hitabet ustası, şair bakışlı siyaset adamı. MÖ 75’te questor, MÖ 69’da aedilis, MÖ 66’da pretor ve MÖ 63’te ise consul olmuştur. Hatta dönemin saygın kişisi tarafından “pater patriae” – devletin babası- unvanını almıştır. Bunların hepsini ise kendi tırnaklarıyla kazıya kazıya yapmış ve Roma’da kendi döneminin en önemli şahsiyetlerinden bir tanesi olmuştur. Atlı sınıftan olduğu için Roma tarihinde bir ilk olarak consul seçilmiştir. Küçüklüğünde Yunancayı öğrenmiş ve hocası Yunan Hatip Apollonius Molon tarafından – hocası aynı zamanda Jul Sezar’ın da hocasıdır – “Sana büyük bir hayranlık duyuyorum Cicero ve tebrik ediyorum, ancak Yunanlar için üzülüyorum. Şimdiye kadar elimizde kalan tek sermaye eğitim ve söz hâkimiyetiydi. Ne yazık ki artık senin sayende bunlar Romalıların elinde geçecek.” diye küçük yaşında övgüye mazhar oldu. Bu söylem ise Cicero’nun dil becerisinin ve ne kadar iyi bir hatip olduğunun bir göstergesidir. Cicero bir filozof değildir ancak çok iyi bir gözlemci ve harika bir düşünürdür. Amacı ulusu olan Roma’ya Yunan felsefesini tanıtmak, kendi diline çevirmek ve kendi dilinde bir şeyler vermek isteyişi milliyetçi kişiliğini öne çıkarmaktadır.

Plutarkhos - İki Yüzlü Hayatlar ve Hileler - Kitap İncelemesi - Felsefe - Düşünce - Biyografi


“Benim ben değiştiğimde değişen ve ben başımı salladığımda başını sallayan bir arkadaşa ihtiyacım yok; gölgem bu konuda çok daha iyi.” Plutarkhos

Yazarımız Plutarkhos MS I yüzyılda yaşamış Yunan tarihçi, biyografi ve deneme yazarıdır. Kendisini günümüze devreden “Paralel Hayatlar” yazı serisiyle tanırız. Asıl olanı ise kendisinin ciltler dolusu bir yazım hayatı olduğudur. Kaynağın ilk elden sahibidir.

Plutark’ın tarihte önemli olması sayısız eserler vermesinden ziyade kitaplarında 151 tane yazarın ve Aristoteles’in günümüze ulaşamayan 70, Theophrastos'tan ise 50 alıntısı bulunmaktadır. Bunlar bile yazarın ne kadar değerli olduğunun birer kanıtı olmaktadır.

“Yüksek konumlar insanın davranışlarını değiştirir, bunlara erişen kimse ölçüsüz ve kendini beğenmiş olur, insanlığını unutur.” (Alıntı)

Plutarkhos okumanın başka bir durumu ise Montaigne ile Shakespeare’den Schiller ile Gothe’ye kadar herkese kaynak kitap olmasından ileri gelmektedir. Cicero gibi o da bir Platon hayranı ve ardılıdır. Her ne kadar yaşamı kynik öğretilerine yakın olsa da düşünce yapısı birebir Platon öğretileriyle uyuşmaktadır ve Yeni Platoncu’dur. Bir kaynağa göre 227 eser yazdığı söylenmektedir. Ancak günümüze erişen çok azı biz okurlara sunulmuştur.

14 Eylül 2019 Cumartesi

Tom Robbins - Parfümün Dansı - Kitap İncelemesi - Roman - Edebiyat


Cansız maddelerin ya da canlıların ruhudur koku desek acaba yanlış bir düşünce ortaya atmış olabilir miyiz? Ruh kişiliği tanımlayandır, tıpkı koku gibi. Bir insanın burnunun bir trilyon kokuyu algılaması ve bunların çoğunu hafıza etmesi inanılması güç bir durum olsa da gerçektir. O zaman şunu söylemek gerekir ki kişi deneyimlediği kokuyu 30 yıl hiç duyumsamadan yaşasa ve 31. yıl bu kokuya yeniden maruz kalsa bu kokuyu tanır. Ne kadar harika bir hafızalama değil mi? Muhtemelen sizlerin de bu tarz duyduğunuzda hatırlamaya çalıştığınız kokular olmuştur.

Kokunun tarihçesi çok eskilere dayanmaktadır. Eski devirlerde ovalanma ya da yağlanma –mesihleme- gibi durumlara maruz kalıp bedenin güzel kokmasını sağlamaya çalışmışlardır. MÖ 5000 lerde Mısır’da ve daha eski tarihlerde Greklerde tanrılara kokulu otlar yakılır, güzel kokan bir – parfümüm -  dumanlı koku yaratmaya çalışırlardı. Güzel kokma çalışması çağımıza ait bir uğraş değildir.

“Maddesel şeylerin insanı hayata bağlama gücü nice idealistin sandığından çok daha fazladır.” (Alıntı)

30 Ağustos 2019 Cuma

Diogenes Laertios - Ünlü Filozofların Yaşamları ve Öğretileri - Kitap İncelemesi - Felsefe - Düşünce


Sessizim, siz okurlarını esinler.

Her şey aslına ve ahdine uyarak düşünmeyle başladı. İnsan hem yaratılmışların en güçsüzü ve hem de yaratılmışların en güçlüsüdür. İlk yaratılmış olarak kabul edilen Hz. Âdem düşüncesizliğinden mi atıldı cennet adı verilen bahçeden? Karşısında zekâyı iyi kullanan bir kötü vardı, ismi Arif olan. Hz. Âdem’i aykırı düşünmeye itecek ne söylemiş olabilir? Her şeyin harika olduğu cennetvari bir yerden kovulmaya sebep olacak şey neydi? “Sonsuzluk!” yani “ölümsüzlük arzusu” bir insanın aklını başından almaya yeter de artar bile. Demek ki iyi olan akıl sahibi olsa bile asıl zekâ kötüye meyil edendedir. Kötü olmak yaratıcılık gerektirir, inovasyon ve pratik düşünceyi kuvvetlendirir, kişiye sonsuz bir düşünme aşkı yaratır. Düşünce hazlardan meydana gelse de kin, şiddet ya da kıyım içerse de kötü olan bu yanını geliştirir ve mükemmel zekâya ulaşır. Bunlar benim kendi evrimleşmemiş, salt görüşlerimdir. Üzerine koyulabilir ancak daha iyi bir şey düşleyene kadar bu düşüncem benim istisnai doğrumdur.

Dil, toplum, kavram, düşünce, mantık gibi kelimelerini aklımda harmanlıyor ve acaba hangisi bir öncekine önayaklık etmiştir diye yorarken kendimi “Kavram’ın” sanırım bunların en birincisidir diye düşlemekten alıkoyamıyorum. Kavramları aşılayan ise dil ve dilin gerekliliği toplum, toplumun oluşması düşünce ve düşünce de mantığı ileri atmaktadır. Kavram yoksa dil yoktur, aynı şekilde kavram yoksa evrende yoktur. Sonra yeniden kafam karışıyor ve kavramı ortaya atan düşünce nereye gitti diye tam düşünürken o da nesi peki bu düşüncelerin doğru olduğunu sayan mantığında kavramdan önce gelmesinin gerekliliğini görüyorum. Ancak yeniden ilk sıralamaya dönüyor ve aydınlığın anası olan karanlığıma gömülüyorum.

1 Ağustos 2019 Perşembe

Marcus Tullius Cicero - Yasalar Üzerine - Kitap İncelemesi - Felsefe - Düşünce - Hukuk


Dün Aristo'nun oğlu Glaukon’la Pire’ye inmiştim.* Anımsadınız mı bu cümleyi, Platon’un Devlet eserinde giriş cümlesidir bu. Buraya almanın nice sebepleri var. Öncelikle Pire liman kasabasıdır ve kalabalık bir yerdir. Bu husus önemli bir çağrışım yapmakla kalmayıp, limanların ticaretlerin merkezi olduğu da vurgulanmaktadır. Buradan varacağımız yer ise; kalabalık, ticaret ve ihtiyaçlar. Bunlar hâsıl olduğunda devletin temeli yavaştan atılmaya başlanır. O yüzden Pire önemli…

Roma’da MÖ 106 tarihinde doğan hitabet ustası, şair bakışlı siyaset adamı. MÖ 75’te questor, MÖ 69’da aedilis, MÖ 66’da pretor ve MÖ 63’te ise consul olmuştur. Hatta dönemin saygın kişisi tarafından “pater patriae” – devletin babası- unvanını almıştır. Bunların hepsini ise kendi tırnaklarıyla kazıya kazıya yapmış ve Roma’da kendi döneminin en önemli şahsiyetlerinden bir tanesi olmuştur. Atlı sınıftan olduğu için Roma tarihinde bir ilk olarak consul seçilmiştir. Küçüklüğünde Yunancayı öğrenmiş ve hocası Yunan Hatip Apollonius Molon tarafından – hocası aynı zamanda Jul Sezar’ın da hocasıdır – “Sana büyük bir hayranlık duyuyorum Cicero ve tebrik ediyorum, ancak Yunanlar için üzülüyorum. Şimdiye kadar elimizde kalan tek sermaye eğitim ve söz hâkimiyetiydi. Ne yazık ki artık senin sayende bunlar Romalıların elinde geçecek.*” diye küçük yaşında övgüye mazhar oldu. Bu söylem ise Cicero’nun dil becerisinin ve ne kadar iyi bir hatip olduğunun bir göstergesidir.

31 Temmuz 2019 Çarşamba

Gotthold Ephraim Lessing - Düzyazı Fabllar - Kitap İncelemesi - Fabl - Dünya Klasiği - Edebiyat


Bugün elim ve ayağım kendi bilincim neticesinde bütün işlerden çekildiği gündür. Ne kartal geldi yücelerden derdin ne dedi, ne de tilki o kurnazlığıyla sorunlarımıza çözüm buldu, insanlar zaten sormazlar. Yaran neredeyse elin oradadır diyorlardı ya hani, benim yaram ruhumda ve avuçlayacak ellerim işi bıraktı.

“Birinin mutluluğu bir diğerinin mutsuzluğudur.” (Alıntı)

Fabl’a kıssadan hisse desek çok daha yerinde bir söylem olurdu. Hayvanların konu edildiği, şiirsel ve genellikle ders verme niteliği taşıyan, ahlaki önermeyi hedefleyen öyküden bozma yazı topluluğudur fabl. Günümüzde aktif olarak pek fabl sanatçılarına rastlamasak da Antik Yunan ve Roma dönemlerinde bu yazım türlerinin pirleri ve öncüleri vardı. En önemlilerden birisi Aesopos’tur. Daha sonrasında La Fontaine fabl yazılarına komiklik katarak halkın beğenisini almakla kalmamış, kendine özgü bir fabl tarzı geliştirmiştir. Tabi bu durum birçok kişi tarafından epeyce eleştirilmiş ve yadırganmıştır.

“Kartala sormuşlar: ''Yavrularını neden yükseklerde büyütüyorsun?''
Kartal cevap vermiş: ''Onları aşağılarda büyütseydim, yetişkin olduklarında güneşe bu kadar yaklaşmaya cesaret edebilirler miydi?'' (Alıntı)

25 Temmuz 2019 Perşembe

Frédéric Gros - Yürümenin Felsefesi - Kitap İncelemesi - Felsefe - Düşünce


Hepimiz her sabah ev dediğimiz bir prizmadan çıkar, gitmek istediğimiz yere ulaşmak için kare, dikdörtgen başka bir prizmaya biner ve başka iş dediğimiz bir prizmaya ulaşmaya çalışırız. Bilinçli ya da istemeyerek koşullandırılmışızdır artık günlük iş ritüellerini yerine getirmek için. Sabah erken kalktığımız için yüzümüz asık ve donuktur, akşam eve dönerken argın ve yılgınızdır. Daha iyi yaşayabilmek için daha çok kazanmaya çalışırız, ama asla yeteri kadar kazanamaz ve ileri ki dönemlerin hayallerini kurarız. Lakin döndüğümüz yer yine bir prizmadır. 21. yüzyıl insanı geleceğin kâhinidir, neden mi? 30 yaşındaki memura 40 yaşında ne yapıyor olabileceğini söyleyebilirim. Çünkü o kadar monoton bir hayatın bireyleriz.

“...kişinin tecrübe edeceği şey nihayetinde hep kendidir. #Nietzsche” (Alıntı)

Köyden şehre gelmek bir kurtuluş olarak görünen bir dönemde şehirden köye dönmenin imkânsızlığını tadan birçok birey vardır.  

22 Temmuz 2019 Pazartesi

Raymond Radiguet - İçimizdeki Şeytan - Kitap İncelemesi - Roman - Edebiyat - Dünya Klasiği

Mutluluk varılacak bir nokta değildir, varılacak noktaya giden yoldur. Sahip oldukları şeyler kişileri mutlu etmez, sahip olmadıklarımızın mutlu edeceğine inanırız. Mutluluğunda galibiyet gibi bir zıttının olduğunu hiç aklınıza getirdiniz mi? Nasıl ki galibin oluşması için birilerinin mağlup olması gerekiyorsa mutluluğunda başkalarına mutsuzluk olarak bir duygu durumu yansıması olabilme gerçeğidir. Biraz daha açalım isterseniz konuyu ve düşleyelim… Hayatın aslında bir kumar olduğu aşikârdır ve kazanan mutlu, kaybedense mutsuzdur. Yeni bir iş bulma mutluluğunuzun aslında bir başkasının işini kaybetmesinden ibarettir. Ya terfileriniz, onların mutlulukları neyden olsa gerek, geçeceğiniz pozisyonun boşluğu neden olabilir? Muhtemelen orada da bir başkasının mutsuzluğu ya da yitimi yatmaktadır. Siz şimdi burada gülüyorsanız emin olun tebessümünüzü gerçekleştirebilmek için başka yerde bir başkası gözyaşı döküyordur. İstisnai durumlar elbette vardır.

“Birileri için felaket olan, başkaları için mutluluk olur.” (Alıntı)

20 Temmuz 2019 Cumartesi

Hesiodos - Theogonia, İşler ve Günler - Kitap İncelemesi - Dünya Klasiği - Edebiyat - Mitolojiler - Şiir


Toprak, su, hava ve ateş. Ateşi kaldırıp, Tahta deyip girizgâhı zıplatmak isterdim ama anlatacağımız eser Homeros’un kitapları değil, saygıyı hak eder Hesiodos. Toprakla giriş yapmamın sebebi ise toprağın kendiyle uğraşanı bir nevi filozofa çevirdiğine inandığımdan dolayıdır. Bir çiftçi eğer ki öğrenmek isterse gerçeği ve hayatı anlamlandırmaksa amacı toprağa baksın yeter. Su değende bulamaç olan bu madde ne verebilir ki bize?

En başta varlığın oluşması için bir maddeye gereksinim olduğunu vurgular toprak, ekmeden biçemezsin der insanoğluna. Bir “tohum” olmadan bir canlı ortaya çıkaramazsın! Ve uygun zamanı kollamazsan der tohum; ben yiterim, bitmemi filizlenmemi istiyorsan ise gökyüzünü izle, çevrendeki hayvanları ve bulutları “gözlemle.” İşte bu etkenleri gördüğünde sür toprağa beni ve bekle, bekle ki “sabrın” ne demek olduğunu anla! Başının öne eğilmesinden asla korkma, biliriz ki biz “olgun başak baş eğer, eğik durur.” Bil ki veremeden alamayacağın bir dünya düzeni üzerinde yaşamaktasın. Bu dünyada Aden Bahçesi (Cennet) kurallar yoktur, meyveler ağaçlarda kendi kendine büyümez, nehirlerinden ballar ve şaraplar akmaz. Sabrın sonunun selamet olduğunu görürsün, “zaman” her şey için çözümdür ve “emeğin” ne kadar kıymetli olduğunu anlarsın. Emeksiz hiçbir şeyin olmayacağına “kanaat” getirirsin ve bu kadar “çilenin” ardından ürünlerini hasat ettikten sonra anlarsın ki; doğanın kuralları asil kurallardır ve burada hiçbir şey boşuna var olmamıştır. Unutmayın ki; “Umut varsa geleceğin varlığına iman ediyoruzdur.”

18 Temmuz 2019 Perşembe

Lev Nikolayeviç Tolstoy - Kreutzer Sonat - Kitap İncelemesi - Roman - Dünya Klasiği



Sonbahar hüzün mevsimi derler ya kim çıkardı acaba bunu… Neyi düşündü, aklına ne geldi de sonbaharı diğer mevsimlerden ayırıp bir ayrılık havasına soktu. Seven ağaç sevilen yaprak mıydı da hazan mevsimini yakıştırdılar sonbahara. İnsanın hayal gücünün asla sınırı yoktur, mutluluğunu başka bir bedenin varlığına bağlayanlar elbet sevdiği gittiğinde sonbaharda yaprak döken yaz ağaçlarına dönerler, çıplak, silik ve yalnız. Aşığın âcizine “Ferhat” derler.

Birini hayatımıza sokmak, ilgi duymak ihtiyaç mıdır? Hele aşk, herkes âşık olduğunu sanır ancak bunun bir merak olduğunu bilmez. Merak aşkı tetikler, kişileri yakınlaştırır, birbirlerine ilgi duymasını sağladığı için iletişimi kuvvetlendirir. Her aşk aslında güzel başlar, çünkü kişiler birbirini merak eder, buna ise “ben seni tanımak istiyorum” diyerekten meşru bir kılıf uydurur, merakları tükenene kadar samimi, içten bir birliktelik yaşarlar. Merak bittiğinde ise arkasından ayrılık gelir. Hepimiz farklı insan türleriyiz ve her birimizin tadı bir başkadır. Duygu olarak, düşünce olarak hep farklı keyifler, hobiler peşinde koşarız. İşte bu sebeple hayatımıza başka başka insanlar girer ve biz belki bir tanesiyle hayatımızı noktalarız. Eşler arasındaki bu aşk dediğiniz şeye bir alışveriş desem belki bana kızanlarınız olacaktır. Ancak şunu söylemek gerekir ki her beraberlik bir alışveriştir. Kişiler kendi yalnızlıklarını karşısındaki eşine sunar ve eşi de kendi yalnızlığını alır, aldığı yalnızlığa karşılık kişiye sunar.

16 Temmuz 2019 Salı

Trevanian, Rodney William Whitaker, Nicholas Seare - Şibumi - Kitap İncelemesi - Edebiyat - Polisiye - Roman


İnsanlar acı çeker ve bu çekilen acıların ödedikleri bedeller olduğunu zannederler. Ne kadar saçma bir durum değil mi? Başkasının hatası neden senin bedelin olsun. Aptal bir beynin kurguladığı saçma sapan eylemler sonucu aldığın yaralar ve acılar senin bedelin değil, kaderindir. Özel yeteneklerin yoksa, bir paratoner gibi şansı üzerinize çekmiyorsanız kaderiniz pekte değişim göstermeyecektir. Ancak üzülmeyin, insan hep yeniden başlayabilendir.

Şibumi güzelliğin içerisindeki estetik, zenginliğin içerisindeki mütevazılık, kalabalığın içerisindeki münzevilik ve iletişimin en doğal, en güçlü halidir. Hep deriz ya mutluluk insanın içindedir ve bütün eylemlerinin içerisinde mutluluk yatar. İnsanın umduğu ile bulduğu arasındaki durumdur mutluluk. Beklentilerinizi küçültün ve küçülttükçe emin olun ruhunuz biraz daha dinginleşecek, huzura biraz daha yakışıp şibumiye ulaşacaksınız. Rüyasını kontrol edebilenler ve zaman zaman astral seyahatlere çıkabilenler ne demek istediğimi daha iyi bilirler; bizler bir parça değil aksine bir bütünüz.

5 Temmuz 2019 Cuma

Ernesto Sabato - Tünel - Kitap İncelemesi - Edebiyat - Roman


Herkes öldürür sevdiğini deyip konuya Oscarlı bir dalış yapmak istiyorum. Wilde’nin bu muazzam şiirinin kitabın çok güzel bir özeti olduğunu bilmenizi istiyorum. Bana göre şiir bu kitabı kesinlikle tamamlıyor. Klişe cümleler vardır; İnsanı en çok sevdiği yaralar, dost kazığı acıdır gibi sayısız tümce sıralayabilirim. İnsanı elbette sevdikleri yaralar çünkü arada bir duygusal bağ, bir etkileşim ve en önemlisi bir iletişim vardır. Umurunuzda olmayacak başka bir bedenin sizi yaralaması, üzmesi sizin zayıflığınızdan başka bir şey değildir. Bu durumun ölü bir insana küsmek kadar manasız olduğunu söylemek isterim.

Ernesto Sabato sevdiğimiz bir abimizdi. janti adamdı, adabı giyinmeyi çok iyi bilirdi. Gibi saçma bir cümle kurup anlık olarak kendimde bir tebessüm oluştursam da 2011 yılında yitirdiğimiz yazarımız 1911 Arjantin doğumludur. Bir asırlık bir ömrüne imrenilecek bir eğitim ve sonrasında ise harika bir edebi kişilik eklemiştir. İlgi alanı olmamasına rağmen kendi bölümünün dışına çıkıp felsefe, sosyoloji ve toplumsal konulara el atması yazarımızın merakının hat safhalarda olduğunu gösteriyor. Bir dönem siyasete karışmış olması ise bir takım istifalar ile sonuçlanmıştır. Mevcut iktidar devrildikten sonra ferah bir nefes almış, o iktidar süresinde yaşadıklarını kitaplara dökmüştür.

4 Temmuz 2019 Perşembe

Wilhelm Genazino - Mutsuzluk Zamanlarında Mutluluk - Kitap İncelemesi - Roman - Edebiyat


Üzerindekileri çıkar ve rahatlamaya bak… Hayır, hayır! Çıkar dediklerim elbiselerin değil hani şu ötekilerine karşı üzerine geçirdiğin roller bütününden bahsediyorum. Anlayışında bu kadar kıt olamaz, olmalı. Bu gece olmak istediklerimizden sıyrılıp çıplak oturacağız masaya. Ayrıca şu mutsuzluğunu, birde boyun büken yalnızlığını da eve gönder, pek bir sinirime dokunuyorlar. Hadi şimdi anlat, neydi bütün bu olanlar?

Ben Warlich, Gerhard Warlich. Herkes gibi sıradan bir hayatı idame eden, dışarıdan bakıldığında iyi eğitim almış ancak iş bakımından aradığını bulamayan milyonlarca insandan bir tanesiyim. Biraz senim, birazda öteki. Mutlu olması gerekirken mutsuzluğuyla yoğrulan kişiyim. Senin gibi kitap okuyor, gördüğüm ayrıntılara fazlasıyla kafa yoruyorum. Hiçbir şey bilmediğim halde her muhabbete girip, her şeyi biliyormuşçasına yaşıyorum. Aslında yaşantım kötü de denmez. Tıpkı sen gibi ve senin deyimin ile “ne yerde sürünüyorum, ne de ayağı kalkıyorum.” Ben Warlich, Gerhard Warlich.

“İki kişiyken yalnız olmak istemiyorum.” (Alıntı)