Hava sıcaklığı öğlen 30 dereceyi buldu, klima desen o da lanet olası
elektrik olmadan çalışmıyor, ölüm sessizliği adeta ortamın her yerinde,
damlıyor ter damlaları tenimizden, ama çıt yok. Saatler biraz akşamı
gösterdiğinde güneşin kanaması tükenmek üzere kızıllığını vuruyor
karşımızda duran evlerin tepelerine.
İlk paragraftan sonra inanın
ki bir yaşım daha bitti. İlk vakitler senelerin geçmediğine hepimiz
şahit olmadık mı? Bir türlü gelmeyen 18 yaşı hep beraber bekledik,
sonunda ise hiçte beklediğimiz gibi gelmedi. 25 yaşına kadar birer birer
geçen seneler emin olun şimdi üçer beşer geçmektedir. Zamanı tutup da
depolamamız imkânsız ve yine imkânsız ki geriye dönüp aynı zamanı
yeniden yaşamak.
Şimdi ise bu etkinlik için bir şeyler yazmak
istiyorum, bunu gerçekten çok istiyorum ama ne yana çevirsem kafamı
karalayacak bir şey bulamıyorum. İnsanın birde yazması gereken saati
olmalı, bu saatler, anlar dışında kesilmiş süte dönüyor, bozuk, verimsiz
ve hatalı. Aslında yazdıklarımla dokunmak istiyorum kalplerinize,
paylaşmanın salt mutluluğunda birleyip güzel tatlar bırakmak istiyorum
dimağınızda; tabi bunu becerebilirsem.
Kitap, roman, hikaye, şiir, deneme, felsefe, psikoloji, tarih, mitoloji ve diğer her bir şeyler.
hikayeler sorgusu için yayınlar alaka düzeyine göre sıralanmış olarak gösteriliyor. Tarihe göre sırala Tüm yayınları göster
hikayeler sorgusu için yayınlar alaka düzeyine göre sıralanmış olarak gösteriliyor. Tarihe göre sırala Tüm yayınları göster
10 Nisan 2020 Cuma
18 Nisan 2019 Perşembe
Gündüzler Kadar Kısa... - Kendi Kalemimden Hikayeler
-Tik
Tak, Tik Tak, Tik Tak.
Tertemiz bir gece ve durmaksızın
devam eden saatin sesi gecenin sessizliğine bir ihanet içerisindeydi. Saatten
cesaret alan eşyalar ise bazen çıtırdıyor çoğu kez de anlam veremediği sesler
ile hayal dünyasını iyice zorlamasına neden oluyordu. Muhtemelen şuan oturma
odasında bir ejderha kesinlikle televizyonu yiyordu. Yoksa televizyon gecenin
bu saatinde neden acı acı gıcırdasın ki!
Yorganı iyice üzerine çekti; şu
odanın köşesinde saatlerdir sırtı dönük olan adamda kimdi acaba. Hem o kadar
ayakta durmaktan yorulmadı mı diye düşüyordu. Ne kadarda uzun boyu vardı,
kendisi ancak onun bacakları kadardı. Birkaç kere annesine seslenmeyi düşündü
ama köşede duran adamında duyacağından korkarak ses çıkartamadı. Korku soluk
sesini dahi kıstı.
Hiçbir Şey İçin, Artık Çok Geç! - Kendi Kalemimden Hikayeler
-Neden, çift
olarak satın almak zorundayım? Asla diğer eşini giyemeyecek ki? Niye
kusurumuzu, engelimizi böyle bir satış yaparak yüzümüze vuruyorsunuz ki?
-Beyefendi,
tek olarak ayakkabı satılmaz. Lütfen zor durumda bırakmayınız beni, alacaksanız
çift olarak almak zorundasınız! Lütfen.
-Hayır,
almayacağım, teşekkür ederim. Bir tanesini hiç kullanmayacağımız bir şeyi neden
alalım ki! Dünya engelsizler üzerine kurulu, her şey sizlere göre...
Girdiği
dükkândan üzülerek çıkmak zorunda kaldı adam, karda iyice atıştırmaya
başlamıştı. Durağa doğru yürümeye başladı, en son kızı Elif ile telefonda
konuştuğunda, “Bütün arkadaşlarımın ayaklarında var bende istiyorum, ne olur
baba, o ayakkabıyı bana al,” tek hatırladığı buydu. Yeniden ellerini cebine
soktu, bütün parasını avuçlarının arasına alıp, sıktı. Cebinde 70 lirası vardı
ayakkabılar ise 99,90 tl idi, alamadı. Bineceği üç 500T kafa numaralı otobüs
yirmişer dakika arayla durağa yanaştı, binmedi. Yürüdü…
10 Nisan 2020 Cuma
Umudun bittiği yerde, “yoldayım.” - Kendi Kaleminden Amatör Hikayeler
Bugün her zamankinden daha farklı, uyanmadım. Dünüm ya da bir önceki
günüm nasılsa o monotonlukla çıktım yataktan. Ne bir eksik bir fazla.
Yer soğuktu, çıplak ayakla daha hissedilir oluyormuş, birde beden yeni
yataktan kendini çıkarınca, bütün vücuda bir titreme, bir kendini soğuğa
alıştırma süreciyle boğuşuyor. Olsun, alışıyoruz sonra her şeye
alıştığımız gibi. Öncesi esrik bir kahvaltı, ötesi ise daha satın
alınamamış bir yevmiyenin sabahı, güneş mi? Daha doğdu diyemem, ama
doğmadı da sayılmazdı.
Koştum pencereye, bir adam, yine yol boyunca aşağıya doğru seyirterek ilerliyordu, dün gibi. Güne başlamak isteyen güneşin kızıllığını önüne siper etmiş, gölgesini caddeye sermiş, kafası omuzları arasında elleri cebinde solundaki sokağa girip, kayboldu. Her sabah aynı sahneyle karşılaşmak hayatımın monoton gidişatını güçlendirmekten öteye geçmiyordu. Ya da ben değişim için kendi başıma yenilikler çıkaracak kadar cesaretli değildim. Öyle kaç dakika daha pencere önünde kaldım bilmiyorum ama kendime geldiğimde dışarısı gözükmüyordu. Bir cam kaç nefesle saydamlığını yitirirdi ki? Cama son bir hoh daha yaparak ayrıldım pencereden.
Koştum pencereye, bir adam, yine yol boyunca aşağıya doğru seyirterek ilerliyordu, dün gibi. Güne başlamak isteyen güneşin kızıllığını önüne siper etmiş, gölgesini caddeye sermiş, kafası omuzları arasında elleri cebinde solundaki sokağa girip, kayboldu. Her sabah aynı sahneyle karşılaşmak hayatımın monoton gidişatını güçlendirmekten öteye geçmiyordu. Ya da ben değişim için kendi başıma yenilikler çıkaracak kadar cesaretli değildim. Öyle kaç dakika daha pencere önünde kaldım bilmiyorum ama kendime geldiğimde dışarısı gözükmüyordu. Bir cam kaç nefesle saydamlığını yitirirdi ki? Cama son bir hoh daha yaparak ayrıldım pencereden.
6 Mayıs 2019 Pazartesi
8 Mart her şey için bir özür olur mu? - Kendi Kalemimden Hikayeler
Bu hikâye suya yazılmıştır. Kuytu
bir köşede nemden ve dahası it bağlasan durmaz denilen bir yerde dökülmüştür
cümleler çatlayan dudaklardan. Takvimler Mart ayını gösterirken; kapı
aralığından gazete parçasına sarılı öğün yemeğini uzattılar. Göz ucuyla baktı
bırakılan gazeteye; karanlık, isli odaya vuran güneş ışıklarının tozları havada
görünür kıldığı zaman diliminde; 8 Mart Dünya Kadınlar Gününüz Kutlu Olsun
yazıyordu. Birden irkildi, kadın olduğu aklına geldi. “Evet, evet!” dedi, “ben
bir kadındım peki ama insan mıydım?”
İnsan olmasına insandı ama insan
olmak kişinin elinde olan bir meziyet değildi. Hüviyet denilen şey peyda
olmadan kadının kimliği falanın karısı, filanın kızından öteye gidemeyecek
kadar kötüydü. Birey olarak asla tek değildi. Her zaman başka bireylerin bir
ardılı olarak anılmak ise “kadını” birey olmaktan uzaklaştırıp; korunması,
kollanması gereken ve “namus” denilen sadece kadını bağlayan bir cehaletin
kurbanı yapıyordu.
20 Nisan 2019 Cumartesi
İsimsiz - Kendi Kalemimden Hikayeler
Herkes yürek sahibi olamaz
çünkü herkes taşıyamaz
bedeninde kalbi
İSİMSİZ
Her son yeni bir başlangıca gebedir. Bitmek; kimine
göre bir son, başkasına göre yeniden doğuştur. Her şeyin sonu
olduğu gibi bununda bir sonu vardır. Geç olsa da öğrendim
artık. Şimdi baktığımda geride ne bırakabiliyorum ve siz
benden sonrakilere ne verebildim düşüncesi aklımdan biran
dahi çıkmıyor. Şimdi veda zamanı ve ben gidiyorum.
Adım Zöhre, Atatürk toprağa düştüğünde henüz yaşım
ikiymiş. Kimliğimde doğum tarihim 00.00.0000 diye yazılı. Belki
de hata değildir bu, ne yaşadığım belliydi bu hayatta ne de
yaşamadığım. Kırşehir’in Çiçekdağı’nda doğup, orada
büyümüş, çiftçi olan bir babanın altı kızından biriydim. Şimdi ise
toprağımdan kilometreler ötesinde yummaktayım gözlerimi.
çünkü herkes taşıyamaz
bedeninde kalbi
İSİMSİZ
Her son yeni bir başlangıca gebedir. Bitmek; kimine
göre bir son, başkasına göre yeniden doğuştur. Her şeyin sonu
olduğu gibi bununda bir sonu vardır. Geç olsa da öğrendim
artık. Şimdi baktığımda geride ne bırakabiliyorum ve siz
benden sonrakilere ne verebildim düşüncesi aklımdan biran
dahi çıkmıyor. Şimdi veda zamanı ve ben gidiyorum.
Adım Zöhre, Atatürk toprağa düştüğünde henüz yaşım
ikiymiş. Kimliğimde doğum tarihim 00.00.0000 diye yazılı. Belki
de hata değildir bu, ne yaşadığım belliydi bu hayatta ne de
yaşamadığım. Kırşehir’in Çiçekdağı’nda doğup, orada
büyümüş, çiftçi olan bir babanın altı kızından biriydim. Şimdi ise
toprağımdan kilometreler ötesinde yummaktayım gözlerimi.
Kaydol:
Kayıtlar (Atom)
