1 Ağustos 2019 Perşembe

Marcus Tullius Cicero - Yasalar Üzerine - Kitap İncelemesi - Felsefe - Düşünce - Hukuk


Dün Aristo'nun oğlu Glaukon’la Pire’ye inmiştim.* Anımsadınız mı bu cümleyi, Platon’un Devlet eserinde giriş cümlesidir bu. Buraya almanın nice sebepleri var. Öncelikle Pire liman kasabasıdır ve kalabalık bir yerdir. Bu husus önemli bir çağrışım yapmakla kalmayıp, limanların ticaretlerin merkezi olduğu da vurgulanmaktadır. Buradan varacağımız yer ise; kalabalık, ticaret ve ihtiyaçlar. Bunlar hâsıl olduğunda devletin temeli yavaştan atılmaya başlanır. O yüzden Pire önemli…

Roma’da MÖ 106 tarihinde doğan hitabet ustası, şair bakışlı siyaset adamı. MÖ 75’te questor, MÖ 69’da aedilis, MÖ 66’da pretor ve MÖ 63’te ise consul olmuştur. Hatta dönemin saygın kişisi tarafından “pater patriae” – devletin babası- unvanını almıştır. Bunların hepsini ise kendi tırnaklarıyla kazıya kazıya yapmış ve Roma’da kendi döneminin en önemli şahsiyetlerinden bir tanesi olmuştur. Atlı sınıftan olduğu için Roma tarihinde bir ilk olarak consul seçilmiştir. Küçüklüğünde Yunancayı öğrenmiş ve hocası Yunan Hatip Apollonius Molon tarafından – hocası aynı zamanda Jul Sezar’ın da hocasıdır – “Sana büyük bir hayranlık duyuyorum Cicero ve tebrik ediyorum, ancak Yunanlar için üzülüyorum. Şimdiye kadar elimizde kalan tek sermaye eğitim ve söz hâkimiyetiydi. Ne yazık ki artık senin sayende bunlar Romalıların elinde geçecek.*” diye küçük yaşında övgüye mazhar oldu. Bu söylem ise Cicero’nun dil becerisinin ve ne kadar iyi bir hatip olduğunun bir göstergesidir.

“...en adaletsiz şey adaletten kazanç sağlamaya çalışmaktır.” (Alıntı)

Cicero’nun Platon’a karşı hayranlığını birçok kere dillendirdim. Platon’un Devlet eseri incelememde ise; “Asırlardan beri süre gelen ‘devlet’ hakkında yazılan bütün eserlerin yazımlarının aslında birer cevap olduğunun gerçeği su götürmezdir. Aristoteles’ten günümüze kadar yazılan bütün bu eserler aslında “Devlet” isimli bu esere cevaptır.” demiş ve Cicero’nun bu değerli eserinde de bunu kanıtlamış bulunmaktayız. Eserde kullandığı diyalog tarzı yazım, birebir Devlet eseriyle aynıdır. Her iki düşünce adamı da eserinde diyalogu seçmiş Platon Sokrates’i konuşturmuş, Cicero ise Marcus ismiyle kendi ütopyasını dillendirmiştir. Bir devlet kadar etkili olmasa da okunmaya değer bir yaklaşım tarzıyla kaleme almış, kafasındaki yasa ve devlet adamını kişilikleri yazıya aktarmış olmakla da kalmayıp, Marcus karakterinin karşısında olan aristokrat sınıfına mensup olduğu belli iki kişiyle bu düşüncelerini harika kritikler yaparak yorumlamıştır.

“İnsanları haksızlık yapmaktan alıkoyması gereken doğa değil de ceza olsaydı, cezalandırma korkusu ortadan kalktığında hangi kaygı günahkârları rahatsız ederdi?” (Alıntı)

“İnsan tanrıyı, onun kendisinin kökeni olduğunu hatırladıkça tanır.” (Alıntı)

Eserde Tanrı ve İnsan kıyası vardır. İnsanın Tanrı ile ortak paydası olan “akıl” dünya üzerinde bu canlı türünü ayrıcalıklı kılmakla kalmıyor, adeta dünyanın tanrısı insanmış gibi lanse edilmektedir. Ancak bilmemiz gereken bir insanüstü güç daha vardır; doğa… Doğa yasalarını duymamış olmamız imkânsızdır. İnsanın varoluşundan sonra ilk yasaklar ya da yasalar tanrılar tarafından belirlenmiş ve bu yasaların doğaya karşı olmadığı pek çok bilim insanı tarafından gözlemlenmiştir. Çünkü Tanrı yasalarının bittiği yerde doğa yasaları başlamaktadır. Bu doğa yasaları insanidir. İnsani demekten kastım ise vicdanın en güzel polis olması, herkesin doyduğu kadar yemesi gibi demek daha doğrudur.

“...bizatihi ahlaken doğru olana göre değil de sağlayacağı yarar ve kazanca göre iyi bir insan olmaya ikna oluyorsak iyi değil, uyanık biri oluruz.” (Alıntı)

Yazılı yasalar peyda olmadan evvel örf, adet ve töre gibi ata mirasına konan yeni nesiller bu nimetleri günümüz yasalarından üstün tutmasalar da,  modern insan bu tür miadı dolmuş geleneklere burun kıvırsalar da geçmiş ve antik dönemlerde halkları, uyrukları dizginleyen, toplumlara huzur içerisinde bir arada yaşama olanağı kılan yegâne ata miraslarıdır. Özellikle Lykurgos’un Sparta halkına uyguladığı yasaları yazmayıp, gelenekmişçesine, örf/adetmişçesine uyruklarına benimsetmesi yazılı yasalardan çok daha iyi hizmet etmiş ve kendisinden sonra gelen 14 kral bu yasaları değiştirmeyi gerek görmemiştir. Eserinde bu değerleri de yasa içerisinde korumayı düşünen Cicero sıkça dillendirmiştir ve kitabında çok kere yer vermiştir.

Birinci kitabı bu şekilde sürüp giderken aklındaki devlet adamı, yasa tasarılarını yazıya dökmeye başlar. Bunu yaparken de geçmişteki olaylardan örnekler vererek ders çıkarılmasını da görmezden gelmez. İyi bir tarih okuyucusu ve devlet adamı olan Cicero maalesef bu eserini bitiremez ve üç kitap halinde günümüze ulaşır.

“...çağların tarihine yeniden bakmak istersen göreceksin ki, ülkenin önde geleni nasılsa, ülkenin kendisi de öyledir, liderlerde nasıl bir karakter değişikliği olursa, halkın başına da aynısı gelecektir.” (Alıntı)

Belki ölüm sıradan bir şekilde alsaydı yazarı; Solon, Sulla ya da hiç olmazsa da Lykurgos kadar yasa koyucu olarak günümüze damga vurmuş olabilirdi. Başına gelen talihsiz olaylar neticesinde eserin bitmemiş olması kendinden sonrakiler için büyük bir kayıp olduğunu düşünmemiz gerekmektedir. Cicero zamanımızdan 2100 sene öncesinde yaşamasına rağmen aklıyla, ileri görüşlülüğüyle çağdaşımız olma hakkını her zaman elinde tutar.

Kitabım Türkiye İş Bankası Kültür Yayınları’ndan, çevirisi muazzam ve çevirmen notlarıyla bezeli. Eser “sunuş” bağlığıyla yazar hayatı, eserleri/eser üzerine ve çeviri yöntemi yazımıyla giriş yapmaktadır. Hemen arkasından yasalar üzerine olan diyalog üç kitap halinde okurlar ile buluşur. Diyalog’un eksik kısımları vardır, ancak ne olursa olsun meraklısı için çok değerli bir eser olması bu tür sorunları görmezden gelmeye yetmektedir. Kitabın sonlarında ise fragmanlar, akademik bir çalışma ürünü olan “Kişiler, Makamlar ve Hukuk Terimler Sözlüğü” ve Kaynakça yer almaktadır.

“Yasa yazılı olsa da olmasa da, onu tanımayan adaletsizdir. Eğer adalet toplumların yazılı yasalarına ve kurumlarına boyun eğmeyse ve her şey faydacılık ölçüsüne göre değerlendiriliyorsa, insanın bu durumun kendisine hayli fayda sağlayacağını düşünmesi yasaları reddedip onları bozması anlamını taşır. O halde doğadan kaynaklanmıyorsa adalet bütünüyle mümkün olamaz ve faydacılık üzerine inşa edilen adalet yine bu faydacılık eliyle çökertilir.” (Alıntı)

Sözün özü; benim için harika bir Cicero eseriydi, keyifle ve merakla okuduğumu bilmenizi isterim. Meraklısı için okunulası ve tavsiye edilesidir. Cicero’nun günümüz insanı için geçerli olan cümlelerinden faydalanmak istiyorsanız, kitaba göz atmanız yeterli olacaktır.

Sevgi ile kalın.

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder