Düşünsene bir;
ölüyorsun ve ardından yine sabah oluyor, güneş yeniden bütün ihtişamıyla yine
doğuyor. Hadi bu doğanın kanunu belki ölüm insanın zoruna gitmez ancak
korkuyorum. Ya her bahar tazelenen tabiata ne demeli, yeniden açan çiçeklere,
yeşile boyanan ormanlara, tohumları çatlatan filizlere; haksızlık değil mi Lord
Henry? Biz günden güne yaşlanırken, haksızlık değil mi?
“Ne hazin! Ben yaşlanıp çirkin ve iğrenç
bir şey olacağım. Oysa bu portre hep genç kalacak. Yaşı şu haziran gününde
sabitlenecek; bir gün bile yaşlanmayacak... Keşke tam tersi olabilseydi! Ben
hep genç kalsaydım da şu resim yaşlansaydı. Bunun için neler vermezdim. Varımı
yoğumu verirdim. Ruhumu bile satardım!” (Alıntı)
İngiltere’nin
aşırı haz düşkünü ve çağın “züppesi” olan Dorian Gray’in şatafatlı, iğrenç
yaşam öyküsünün konu edildiği eser “hedonizm” yancısı karakterlerle
güçlendirilmiş, döneminin en parlak yarı felsefe ve bol aforizmalı kurgu
romanıdır. “Yazılış amacı ise Oscar Wilde’in üzerinde olan sen roman yazamazsın
baskısıydı. Romanın oluşmasının en nice etkeninden birisi de bu baskıydı.”
