Düşünce etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
Düşünce etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

19 Ekim 2020 Pazartesi

Albert Camus - Sisifos Söyleni - Kitap İncelemesi - Felsefe - Düşünce - Deneme - Edebiyat - İnsan - Toplum - Mitoloji


Uzun bir aradan sonra merhaba demek bazı bedenlerde ıstırap yaratsa ve zor olsa da bunun buradaki kişiler ve benim için hiç mi hiç ehemmiyeti yok. Tek olduğumuz bir yaşamda başkalarını ayna görevi olarak kullanıp üzerimize çeki düzen vermenin azabını toplumsal olarak en derinlerde hissetmeliyim ki; buna ihtiyaç duyuyoruz. Bu durum bizim kültürümüzün bir sonucudur. Bir türlü kendimizi kendimizin aynası olarak görmüyoruz. Benim aynam yine ben olmalıyım. Ancak ciddi bir çelişkimiz vardır. Nefsini bilen Rabbini bilir hadisi kültürümüze sirayet etmemiş ve biz başkalarının aynalığını kendi aynalığımıza tercih etmişizdir. Buradaki nefsini bilme kendini bilmeyle aynı şeydir. Bu biraz Heraklitos vari dillenmeye benzese de tıpkı onun gibi "kendimi aradım araştırdım" demeden uzak duramıyorum. Bu bir felsefe ya da belki de bir felsefe.


“Her şeyin verildiği, hiçbir şeyin açıklanmadığı bir dünyada, bir değerin ya da bir metafiziğin verimliliği anlamdan yoksun bir kavramdır.” (Alıntı )

13 Nisan 2020 Pazartesi

Jean-Jacques Rousseau - Toplum Sözleşmesi - Kitap İncelemesi - Felsefe - Düşünce - Siyaset - Hukuk - İnsan - Toplum


Yerleşik hayata geçme Göbekli Tepe keşfine kadar çiftçilikle bağdaştırılıyor olsa da bu keşiften sonra amacını değiştirmiş ve insanların bir araya gelmesi, iç içe yaşaması tapınaklara yakın olabilme isteği amacını ortaya çıkarmıştır. Göbekli Tepe’de bulunan T Sütunları ilk insanların sosyalizasyon nedenidir. Dinsel ritüeller aracılığıyla insanlığın yavaş yavaş yerleşik hayata geçmeleri kişileri gruplara, grupları topluluklara ve toplulukları da devlet haline getirme gerekliliği doğurmuştur. İnsanların toplum olma isteği ihtiyaçtan, devlet olma isteği ise toplumun daimi olabilmesi gerekliliğinden doğmuştur.

Devlet olma gerekliliği de yanında birçok şeyi beraberinde getirir. Bu gerekliliğin en önemlisi de yasa adı altında bulunan genellikle devletin ve uyruklarının yararına olan yazılı kararlardır. Kişilerin özgürlüğünü ve eşitliğini temel alarak her uyruğa hitap ettikleri su götürmezdir.

Yazarımız hakkında söylenecek çok şey vardır. Ancak bu lezzeti siz okurların İtiraflarım adlı eserinden okumanızı tavsiye ederim. Bunun nedeni ise Jean-Jacques Rousseau’yu tanımayan ya da yüzeysel tanıyanların asla inanamayacakları bir yaşam öyküsüdür. Romantik felsefe anlayışının fikir babası ya da öncüsü olması ise gözlemlediği her şeyin batmakta olduğu düşüncesini bütün eserlerinde okurlarına romantik bir dille anlattı. Rousseau’yu diğer filozoflardan ayıran en temel özellik ise kullandığı dilin yalın, arı ve anlaşılır olmasıdır. Kendisinden sonra gelen birçok aristokrat/filozofların fikir babası ya da eleştiri kaynağı olmuştur.

12 Ekim 2019 Cumartesi

Plutarkhos - Marcus Antonius - Kitap İncelemesi - Felsefe - Düşünce - Tarih - Biyografi


Yazarımız Plutarkhos MS I yüzyılda yaşamış Yunan tarihçi, biyografi ve deneme yazarıdır. Kendisini günümüze devreden “Paralel Hayatlar” yazı serisiyle tanırız. Asıl olanı ise kendisinin ciltler dolusu bir yazım hayatı olduğudur. Kaynağın ilk elden sahibidir.

Plutark’ın tarihte önemli olması sayısız eserler vermesinden ziyade kitaplarında 151 tane yazarın ve Aristoteles’in günümüze ulaşamayan 70, Theophrastos'tan ise 50 alıntısı bulunmaktadır. Bunlar bile yazarın ne kadar değerli olduğunun birer kanıtı olmaktadır.

Plutarkhos okumanın başka bir durumu ise Montaigne ile Shakespeare’den Schiller ile Gothe’ye kadar herkese kaynak kitap olmasından ileri gelmektedir. Cicero gibi o da bir Platon hayranı ve ardılıdır. Her ne kadar yaşamı kynik öğretilerine yakın olsa da düşünce yapısı birebir Platon öğretileriyle uyuşmaktadır ve Yeni Platoncu’dur. Bir kaynağa göre 227 eser yazdığı söylenmektedir. Ancak günümüze erişen çok azı biz okurlara sunulmuştur.

Marcus Tullius Cicero - Ölümü Küçümseme - Kitap İncelemesi - Felsefe - Düşünce


Uyku böyle güzelken kim bilir ölüm nasıldır? Hiç düşlediniz mi ölümünüzü ya da sizsiz bir dünyanın da var olabileceği gerçeği ile yüzleştiniz mi? Zamana hüküm eden Kronos dahi – Kronoloji ismi bu titandan türemiştir. – bu kavrama yenik düşmüştür. Ömrümüzü geçmişten bu güne koyacak olursak ve zaman bir okyanus ise bizim yaşam süremiz bir damla kadar hacim edebilir mi bunu düşlemek gerekmektedir.

Roma’da MÖ 106 tarihinde doğan hitabet ustası, şair bakışlı siyaset adamı. MÖ 75’te questor, MÖ 69’da aedilis, MÖ 66’da pretor ve MÖ 63’te ise consul olmuştur. Hatta dönemin saygın kişisi tarafından “pater patriae” – devletin babası- unvanını almıştır. Bunların hepsini ise kendi tırnaklarıyla kazıya kazıya yapmış ve Roma’da kendi döneminin en önemli şahsiyetlerinden bir tanesi olmuştur. Atlı sınıftan olduğu için Roma tarihinde bir ilk olarak consul seçilmiştir. Küçüklüğünde Yunancayı öğrenmiş ve hocası Yunan Hatip Apollonius Molon tarafından – hocası aynı zamanda Jul Sezar’ın da hocasıdır – “Sana büyük bir hayranlık duyuyorum Cicero ve tebrik ediyorum, ancak Yunanlar için üzülüyorum. Şimdiye kadar elimizde kalan tek sermaye eğitim ve söz hâkimiyetiydi. Ne yazık ki artık senin sayende bunlar Romalıların elinde geçecek.” diye küçük yaşında övgüye mazhar oldu. Bu söylem ise Cicero’nun dil becerisinin ve ne kadar iyi bir hatip olduğunun bir göstergesidir. Cicero bir filozof değildir ancak çok iyi bir gözlemci ve harika bir düşünürdür. Amacı ulusu olan Roma’ya Yunan felsefesini tanıtmak, kendi diline çevirmek ve kendi dilinde bir şeyler vermek isteyişi milliyetçi kişiliğini öne çıkarmaktadır.

Plutarkhos - İki Yüzlü Hayatlar ve Hileler - Kitap İncelemesi - Felsefe - Düşünce - Biyografi


“Benim ben değiştiğimde değişen ve ben başımı salladığımda başını sallayan bir arkadaşa ihtiyacım yok; gölgem bu konuda çok daha iyi.” Plutarkhos

Yazarımız Plutarkhos MS I yüzyılda yaşamış Yunan tarihçi, biyografi ve deneme yazarıdır. Kendisini günümüze devreden “Paralel Hayatlar” yazı serisiyle tanırız. Asıl olanı ise kendisinin ciltler dolusu bir yazım hayatı olduğudur. Kaynağın ilk elden sahibidir.

Plutark’ın tarihte önemli olması sayısız eserler vermesinden ziyade kitaplarında 151 tane yazarın ve Aristoteles’in günümüze ulaşamayan 70, Theophrastos'tan ise 50 alıntısı bulunmaktadır. Bunlar bile yazarın ne kadar değerli olduğunun birer kanıtı olmaktadır.

“Yüksek konumlar insanın davranışlarını değiştirir, bunlara erişen kimse ölçüsüz ve kendini beğenmiş olur, insanlığını unutur.” (Alıntı)

Plutarkhos okumanın başka bir durumu ise Montaigne ile Shakespeare’den Schiller ile Gothe’ye kadar herkese kaynak kitap olmasından ileri gelmektedir. Cicero gibi o da bir Platon hayranı ve ardılıdır. Her ne kadar yaşamı kynik öğretilerine yakın olsa da düşünce yapısı birebir Platon öğretileriyle uyuşmaktadır ve Yeni Platoncu’dur. Bir kaynağa göre 227 eser yazdığı söylenmektedir. Ancak günümüze erişen çok azı biz okurlara sunulmuştur.

30 Ağustos 2019 Cuma

Diogenes Laertios - Ünlü Filozofların Yaşamları ve Öğretileri - Kitap İncelemesi - Felsefe - Düşünce


Sessizim, siz okurlarını esinler.

Her şey aslına ve ahdine uyarak düşünmeyle başladı. İnsan hem yaratılmışların en güçsüzü ve hem de yaratılmışların en güçlüsüdür. İlk yaratılmış olarak kabul edilen Hz. Âdem düşüncesizliğinden mi atıldı cennet adı verilen bahçeden? Karşısında zekâyı iyi kullanan bir kötü vardı, ismi Arif olan. Hz. Âdem’i aykırı düşünmeye itecek ne söylemiş olabilir? Her şeyin harika olduğu cennetvari bir yerden kovulmaya sebep olacak şey neydi? “Sonsuzluk!” yani “ölümsüzlük arzusu” bir insanın aklını başından almaya yeter de artar bile. Demek ki iyi olan akıl sahibi olsa bile asıl zekâ kötüye meyil edendedir. Kötü olmak yaratıcılık gerektirir, inovasyon ve pratik düşünceyi kuvvetlendirir, kişiye sonsuz bir düşünme aşkı yaratır. Düşünce hazlardan meydana gelse de kin, şiddet ya da kıyım içerse de kötü olan bu yanını geliştirir ve mükemmel zekâya ulaşır. Bunlar benim kendi evrimleşmemiş, salt görüşlerimdir. Üzerine koyulabilir ancak daha iyi bir şey düşleyene kadar bu düşüncem benim istisnai doğrumdur.

Dil, toplum, kavram, düşünce, mantık gibi kelimelerini aklımda harmanlıyor ve acaba hangisi bir öncekine önayaklık etmiştir diye yorarken kendimi “Kavram’ın” sanırım bunların en birincisidir diye düşlemekten alıkoyamıyorum. Kavramları aşılayan ise dil ve dilin gerekliliği toplum, toplumun oluşması düşünce ve düşünce de mantığı ileri atmaktadır. Kavram yoksa dil yoktur, aynı şekilde kavram yoksa evrende yoktur. Sonra yeniden kafam karışıyor ve kavramı ortaya atan düşünce nereye gitti diye tam düşünürken o da nesi peki bu düşüncelerin doğru olduğunu sayan mantığında kavramdan önce gelmesinin gerekliliğini görüyorum. Ancak yeniden ilk sıralamaya dönüyor ve aydınlığın anası olan karanlığıma gömülüyorum.

1 Ağustos 2019 Perşembe

Marcus Tullius Cicero - Yasalar Üzerine - Kitap İncelemesi - Felsefe - Düşünce - Hukuk


Dün Aristo'nun oğlu Glaukon’la Pire’ye inmiştim.* Anımsadınız mı bu cümleyi, Platon’un Devlet eserinde giriş cümlesidir bu. Buraya almanın nice sebepleri var. Öncelikle Pire liman kasabasıdır ve kalabalık bir yerdir. Bu husus önemli bir çağrışım yapmakla kalmayıp, limanların ticaretlerin merkezi olduğu da vurgulanmaktadır. Buradan varacağımız yer ise; kalabalık, ticaret ve ihtiyaçlar. Bunlar hâsıl olduğunda devletin temeli yavaştan atılmaya başlanır. O yüzden Pire önemli…

Roma’da MÖ 106 tarihinde doğan hitabet ustası, şair bakışlı siyaset adamı. MÖ 75’te questor, MÖ 69’da aedilis, MÖ 66’da pretor ve MÖ 63’te ise consul olmuştur. Hatta dönemin saygın kişisi tarafından “pater patriae” – devletin babası- unvanını almıştır. Bunların hepsini ise kendi tırnaklarıyla kazıya kazıya yapmış ve Roma’da kendi döneminin en önemli şahsiyetlerinden bir tanesi olmuştur. Atlı sınıftan olduğu için Roma tarihinde bir ilk olarak consul seçilmiştir. Küçüklüğünde Yunancayı öğrenmiş ve hocası Yunan Hatip Apollonius Molon tarafından – hocası aynı zamanda Jul Sezar’ın da hocasıdır – “Sana büyük bir hayranlık duyuyorum Cicero ve tebrik ediyorum, ancak Yunanlar için üzülüyorum. Şimdiye kadar elimizde kalan tek sermaye eğitim ve söz hâkimiyetiydi. Ne yazık ki artık senin sayende bunlar Romalıların elinde geçecek.*” diye küçük yaşında övgüye mazhar oldu. Bu söylem ise Cicero’nun dil becerisinin ve ne kadar iyi bir hatip olduğunun bir göstergesidir.

25 Temmuz 2019 Perşembe

Frédéric Gros - Yürümenin Felsefesi - Kitap İncelemesi - Felsefe - Düşünce


Hepimiz her sabah ev dediğimiz bir prizmadan çıkar, gitmek istediğimiz yere ulaşmak için kare, dikdörtgen başka bir prizmaya biner ve başka iş dediğimiz bir prizmaya ulaşmaya çalışırız. Bilinçli ya da istemeyerek koşullandırılmışızdır artık günlük iş ritüellerini yerine getirmek için. Sabah erken kalktığımız için yüzümüz asık ve donuktur, akşam eve dönerken argın ve yılgınızdır. Daha iyi yaşayabilmek için daha çok kazanmaya çalışırız, ama asla yeteri kadar kazanamaz ve ileri ki dönemlerin hayallerini kurarız. Lakin döndüğümüz yer yine bir prizmadır. 21. yüzyıl insanı geleceğin kâhinidir, neden mi? 30 yaşındaki memura 40 yaşında ne yapıyor olabileceğini söyleyebilirim. Çünkü o kadar monoton bir hayatın bireyleriz.

“...kişinin tecrübe edeceği şey nihayetinde hep kendidir. #Nietzsche” (Alıntı)

Köyden şehre gelmek bir kurtuluş olarak görünen bir dönemde şehirden köye dönmenin imkânsızlığını tadan birçok birey vardır.  

3 Temmuz 2019 Çarşamba

Robert Burton - Melankolinin Anatomisi - 1. Fasikül - Kitap İncelemesi - Bilim - Deneme - İnceleme - Felsefe - Düşünce - Psikoloji


Polifonik bir insan olma mücadelem hava muhalefeti yüzünden askıya alındı ki bunu yapana deli diyorlar. Neymiş efendim yolun karşısından geçen bir arkadaşına oradan bağırılmazmış. Sebep ne diye sorduğunda ise adap kuralları, ahlak kuralları, lisans, eğitim, doktora, yaş gibi birçok zırva sunuyorlar. Belki de ben eğitimli bir deliyim, bunu bilebilir misin? İşte suskunluğum tamda burada başladı. Ve ben sustuğum içinde onlar için hastayım. Eee bağıranda deli diyorsun ama susunca ise adam olmuyor musun? dediğinde “melankolik” deyip deliliğin tam karşıt halini teşhis ediyorlar bedeninde… Hüzünlü bir adam olup çıkıyorsun.

Aslında bu delilik ve gülme hali için size çok iyi bir Hippokrates ve Demokritos ile alakalı hikâye anlatabilirim ancak uğraşmak istemiyorum. Belki bir gün hikâye ederim ve hatta yeniden okuma şansım olursa Hippokrates’in kitabını, size inceleme dahi yazabilirim.

“Nefret ediyorum, ama ne kadar istesem de, nefret ettiğim şey olmaktan kurtulamıyorum.” (Alıntı)

1 Haziran 2019 Cumartesi

Herodotos - Tarih - Kitap İncelemesi - Tarih - Antik Çağ - Yunan - Pers - Savaşları Felsefe - Düşünce


“Tarihin Babası…” Bu sıfatı almasının yegâne sebebi ondan önce bu derinlikte bir eserin yayımlanmamış, kaleme alınmamış olmasıdır.  Kendinden önce bir iki kitap kaleme alınmış ve bunları referans gösterse de bu kitaplar günümüze ulaşamamıştır. Herodotos MÖ 484-420 yılları arasında yaşamış, tarihçi, doğa bilimci ve bütüncül entelektüeldir. Halikarnassoslu bir ailenin ferdidir ve okuma, yazma gibi şeyleri bilmesi burjuvazi sınıfına mensup olduğunu göstermektedir. Siyasi kimliği de bulunan ailenin bir dönem sürgün edildiği de bilinmektedir. Ayrıca yazarın en yakınlarından birisinin şair olması da Herodotos hakkında söylenilmesi gerekenlerdendir. Unutmayınız ki “geçmiş” ile “tarih” aynı şeyler değildir.

“Bir kadın üstünü çıkardı mı, utancından da soyunmuş olur. İnsanoğlunun namus kurallarını bulmasından bu yana çok zaman geçmiştir, bunlardan öğrenilmesi gereken bir tanesi de şu: Yalnız senin olana bak.” (Alıntı)

Yazdığı kitabın içeriğinde her konu da bilgisinin olması; kendisini sürekli geliştiren bir antik çağ adamını karşımıza çıkarmaktadır. Dönem olarak bakıldığında ise medeni batı ile barbar doğunun tam ortasına düşmüş ve kendi kimliğini arayan bir bireydir. Elle tutulur bir tarihin olmamasından dolayı ise kitabın bir kısmı duyumlar, efsaneler ve hikâyelerden oluşmaktadır. Ancak kitabın asıl kısmında ise Herodotos kendi tarihini yazmıştır. Bu şu demektir ki kendi dönemini kaleme almıştır.

15 Mayıs 2019 Çarşamba

Plutarkhos - Gevezeler ve Meraklılar - Kitap İncelemesi - Felsefe - Düşünce


Sukut haldir, kişi konuştuğu değil sustuğudur. Sözün ağırlığına diyeceğimiz bir şey yoktur, elbet söz teşhirlidir, güçlüdür, ancak mana var ise; manasız söz kişiyi bedbaht eder, döner yine kendisini bulur. Sözün başladığı yerin membaı susmaktır, söz başlayanda da susmaktan geçer bitende de… Bu sebeple de “Söz gümüşse, sukut altındır.” Unutmamak gerek; Homeros’un dediği gibi “sözler kanatlıdır.” Bir kere kaçırdın mı bir daha asla geri sahibi olamazsın.

“Şaşırtıcı değil mi Aristoteles?” diye sorup duran gevezeye: “Şaşırtıcı olan bu değil; ayakları olup da sana burada tahammül eden şaşırtıyor beni asıl!” Uzun bir konuşmadan sonra ona, “Gevezeliğimle sizi yordum,” diyen aynı türden başka birine de şöyle cevap verir üstat: “Zeus aşkına! Hayır, hiç de yormadınız, dinlemedim ki!” (Alıntı)

Yazarımız Plutarkhos MS I yüzyılda yaşamış Yunan tarihçi, biyografi ve deneme yazarıdır. Kendisini günümüze devreden “Paralel Hayatlar” yazı serisiyle tanırız. Asıl olanı ise kendisinin ciltler dolusu bir yazım hayatı olduğudur. Kaynağın ilk elden sahibidir.

13 Mayıs 2019 Pazartesi

Marcus Tullius Cicero - Yaşlı Cato veya Yaşlılık Üzerine - Kitap İncelemesi - Felsefe - Düşünce - Antik Yunan


Her şeyin bir vakti vardır. Dalda meyve yetişir, bazıları öyle sıkı tutunmuştur ki dala çeksen de fayda etmez. Bir süre sonra o meyve olgunlaşır ve toprağa düşer. Nasılda benzer bir hal değil mi? Eğer ki bizi engelleyen bir etken ya da fiziki bir sorun yoksa süreç bundan ibarettir. Doğar, büyür ve ölürüz. Asıl burada önemli olan ise; o yaşlılık kısmına gelindiğinde yapılması gerekenler ve yaşlılığın abartıldığı kadar kötü bir şey olmamasıdır.

Roma’da MÖ 106 tarihinde doğan hitabet ustası, şair bakışlı siyaset adamı. MÖ 75’te questor, MÖ 69’da aedilis, MÖ 66’da pretor ve MÖ 63’te ise consul olmuştur. Hatta dönemin saygın kişi tarafından “pater patriae” – devletin babası- ünvanını almıştır. Bunların hepsini ise kendi tırnaklarıyla kazıya kazıya yapmış Roma’da kendi döneminin en önemli şahsiyetlerinden bir tanesi olmuştur. Atlı sınıftan olduğu için Roma tarihinde bir ilk olarak consul seçilmiştir. Küçüklüğünde Yunanca’yı öğrenmiş ve hocası Yunan Hatip Apollonius Molon tarafından – hocası aynı zamanda Jül Sezar’ın da hocasıdır – “Sana büyük bir hayranlık duyuyorum Cicero ve tebrik ediyorum, ancak Yunanlar için üzülüyorum. Şimdiye kadar elimizde kalan tek sermaye eğitim ve söz hâkimiyetiydi. Ne yazık ki artık senin sayende bunlar Romalıların elinde geçecek.*” diye küçük yaşında övgüye mazhar oldu. Bu söylem ise Cicero’nun dil becerisinin ve ne kadar iyi bir hatip olduğunun bir göstergesidir.

11 Mayıs 2019 Cumartesi

Martin Luther - Doksan Beş Tez - Kitap İncelemesi - Araştırma - İnceleme - Felsefe - Düşünce - Siyaset - Politika


Patron çıldırdı. Sahibinden satılık Selsebil Kaynağı kıyısında, hurileriyle birlikte imarlı, ifrazlı ve iskân sorunu olmayan krediye uygun köşk. Evet, evet yanlış duymadınız!.. 20.000,00 ₺ peşinat ve geri kalan kısımları %1, %3, %5 faiz oranı vade seçenekleriyle. Cennet Gayrimenkul ve İnşaat Limited Şirketi.

Yukarıdaki ilanı görseniz ne dersiniz! Kesin ağzınızdan çıkacak ilk kelime böyle şeylere inanan aptallar var mı, olacaktır. Evet, böyle şeylere inanan insanımız ve dünya insanları maalesef bulunmaktadır. Eser yazarımız Martin Luther ise Papa X. Leo tarafından onanan ve Hristiyanları sömüren “endüljans” dağıtımına karşı duran kişidir.

Sayın Luther Almanya doğumlu ve 15. yüzyıl aydınlarındandır. Parlak bir eğitim hayatı olduğunu söylemem gerekiyor. Hukuk öğrenimi sırasında bir kaza geçirmiş, eğer bu kazadan kurtulursam kendimi kiliseye adayacağına dair söz vermiştir. Bu sözünü de tutmuş ve kısa sürede papazlığa oradan da teoloji eğitimi alıp üniversite profesörlüğüne yükselmiştir.

Endüljans ise papanın kişileri günahtan affetme ve öldüklerinde cennete gitmelerini sağlayacak belgenin genel adıdır. Eserimizde Luther’in bir adet mektubu ve bu belgeye karşı çıktığı tezleri sunulmaktadır. Çok geçmeden de papa tarafından aforoz edilip dinden çıkarılmıştır.

Jean-Jacques Rousseau - Dillerin Kökeni Üstüne Deneme (Melodi ve Müziksel Taklit ile İlişki İçinde) - Kitap İncelemesi - Deneme - İnceleme - Düşünce - Felsefe


İnsan dünyaya bir başına gelir ve yine aynı şekilde bir başına gerisin geriye gider, kökten gerçekliği içerisinde insanlar arasında yalnızdır. Ancak diğer insanlara “maruz” kaldıkça evrimleşip, dillenmeleri çokça mümkündür. Buradaki tek etken ise “maruz kalmaktır.”

Şöyle bir geriye doğru yol aldığımız zaman daha çiftçiler peyda olmamış toprak sahiplenilmemiş ve mülk haline gelmediği göçebe diye tabir edilen gezici halkların yani ilk insan zamanlarına indiğimiz vakit dilin önemini de kalmadığını gözlemlemekteyiz. İnsan diğer canlılar arasında en tembel varlık olduğunu her birimiz bilmekteyiz. Tek bir amaçları vardır o da avlanmak, barınmak ve hayatta kalmak. Bu tür yaşantıya toplum gerekmez. Çünkü korunacak ne bir mülk ne de herhangi bir araç gereç için ihtiyaç var.

Buradan çıkaracağımız ise demek ki toplum olunabilmek için gereksinim ve ihtiyaçların olması gerekiyor. İnsan başka bir insana gereksinim ve ihtiyaç duymadan asla toplum oluşmaz, oluşturulamaz. Buraya kadar bu şekilde ilerlediğimize göre şunu çok rahat bir biçimde dile getirebiliriz. İlk toplumlar ya da daha kaba tabiriyle ilk topluluklar oluşmaya başladığında ya da oluştuğunda bir dil vardı. Dilin toplumlardan daha eski olduğunu buradan çıkarabiliriz. Çünkü fikir ya da düşünce hâsıl olmadan ihtiyaçlar kendini belli etmez. Bir düşünce ya da fikir var ise bununda dillenmesi, dilden dile aktarılması gerekmektedir. O vakit dil vahşi yaşamdan sonra yerleşik hayata ise geçmeden önceki dönemde var oluşmuştur dememiz pek mümkündür.

7 Mayıs 2019 Salı

Marcus Tullius Cicero - Dostluk Üzerine - Kitap İncelemesi - Dünya Klasikleri - Felsefe - Düşünce

Göz yummak dost kazandırır, hakikat ise nefret... #Terentius
Niceliğinde sevgi payesi bulunan dostluk Allah’ın insanlara bahşettiği bir durumdur. Doğanın gereği, insan ya da hayvanların sezgi ve güdülerle yaptığı bir davranış türüdür. İhtiyaçtan daha çok gerekliliktir.

“...dostun hatalarını görmezden gelen, onun uçuruma yuvarlanmasına neden olur.” (Alıntı)

Roma’da MÖ 106 tarihinde doğan hitabet ustası, şair bakışlı siyaset adamı. MÖ 75’te questor, MÖ 69’da aedilis, MÖ 66’da pretor ve MÖ 63’te ise consul olmuştur. Hatta dönemin saygın kişisi tarafından “pater patriae” – devletin babası- unvanını almıştır. Bunların hepsini ise kendi tırnaklarıyla kazıya kazıya yapmış ve Roma’da kendi döneminin en önemli şahsiyetlerinden bir tanesi olmuştur. Atlı sınıftan olduğu için Roma tarihinde bir ilk olarak consul seçilmiştir. Küçüklüğünde Yunancayı öğrenmiş ve hocası Yunan Hatip Apollonius Molon tarafından – hocası aynı zamanda Jul Sezar’ın da hocasıdır – “Sana büyük bir hayranlık duyuyorum Cicero ve tebrik ediyorum, ancak Yunanlar için üzülüyorum. Şimdiye kadar elimizde kalan tek sermaye eğitim ve söz hâkimiyetiydi. Ne yazık ki artık senin sayende bunlar Romalıların elinde geçecek.*” diye küçük yaşında övgüye mazhar oldu. Bu söylem ise Cicero’nun dil becerisinin ve ne kadar iyi bir hatip olduğunun bir göstergesidir.

5 Mayıs 2019 Pazar

Jean-Jacques Rousseau - Bilimler ve Sanatlar Üzerine Söylev - Kitap İncelemesi - Felsefe - Düşünce



Bilimi örneklemek için soyut ve somut kavramlara başvurduğum bu kitabı okurken, soyut bilimin ne kadar gerekli ve somut bilimin ise ne denli ahmak işi olduğu kanaatini getirdim. Bize gerekli olan bilim insan yaşamının gereksinimlerini karşılamak ve hayatı yaşanılabilir kılmaktır. Bu şekilde dingin ve sağlıklı bir hayat sürmemiz mümkündür. Ancak somut bilim ihtiyaca yöneliktir ve bağlı olduğu zamanı kurtarmakla yükümlüdür. Ve bilimin kadim arkadaşı sanat. Bilimden pek farkı olmayan ancak yörünge bulamadığında hiçbir değere aldırış etmeden, yetişkin-genç-çocuk kimsenin gözünün yaşına bakmadan sapkınlığa davetiye çıkarmanın resmi adıdır. Sanat sapkınlığı asla meşru kılamaz, sadece insanlar sanatı kullanıp sapkınlığa çevirirler.

“Artık bir insanın namuslu olup olmadığına değil, bir sanata kabiliyeti olup olmadığına bakılıyor; bir kitabın yararlı olması değil, iyi yazılmış olması isteniyor. Parlak zekâ insanı bütün nimetlere kavuşturuyor; erdem ise hiçbir şeref getirmiyor. Güzel söylevlere yüzlerce armağan veriliyor; güzel eylemlere ise hiçbir şey verildiği yok. Ama söyleyin, bu akademinin birincilik vereceği söylevlerin en iyisinin kazanacağı şeref, bu armağanı ortaya koymuş olmanın şerefiyle kıyaslanabilir mi?” (Alıntı)

29 Nisan 2019 Pazartesi

Plutarkhos - Theseus - Romulus (Paralel Hayatlar) - Kitap İncelemesi - Tarih - Felsefe - Düşünce - Siyaset - Politika - Biyografi

Yazarımız Plutarkhos MS I yüzyılda yaşamış Yunan tarihçi, biyografi ve deneme yazarıdır. Kendisini günümüze devreden “Paralel Hayatlar” yazı serisiyle tanırız. Asıl olanı ise kendisinin ciltler dolusu bir yazım hayatı olduğudur. Kaynağın ilk elden sahibidir.

Plutark’ın tarihte önemli olması sayısız eserler vermesinden ziyade kitaplarında 151 tane yazarın ve Aristoteles’in günümüze ulaşamayan 70, Theophrastos'tan ise 50 alıntı yapmıştır. Bunlar bile yazarın ne kadar değerli olduğunun birer kanıtı olmaktadır.

Öncelikle yazarın MÖ 8. Yüzyılda yaşamış devlet adamı ve kanun koyucu olan https://1000kitap.com/kitap/lykurgosun-hayati--21340 eseri, bu kitabını yazmaya cesaret vermiştir. Kesinlikle bilgilerin doğru olmasına özen gösteren Plutarkhos bu eseri için ise; “Tabi şimdiye kadar aktardığım bilgiler gibi, bunların da masal olmadığını varsayarsak,” demesi elinde olan verilerin doğruluğuna göre yazıldığına vurgulamak istemiştir. Çünkü kişilerin zamanları mit kahramanlarına karışmış, tarihin kesinlikle olmadığı devirlerden bahsedilmektedir. Eserde Homeros’tan, Euripides’ten, Aristoteles’ten ve nice ismini duymadığımız tarihçilerden bahsetmektedir.  Hatta birçok yerde bu kişilerin eserlerinden faydalanmış, inandığı ve inanmadığı mantık dışı olan yerleri ise eser üzerinde belirtmiştir.

26 Nisan 2019 Cuma

Platon - Devlet - Kitap İncelemesi - Felsefe - Düşünce - Siyaset - Politika


Asırlardan beri süre gelen “devlet” hakkında yazılan bütün eserlerin yazımlarının aslında birer cevap olduğunun gerçeği su götürmezdir. Aristoteles’ten günümüze kadar yazılan bütün bu eserler aslında “Devlet” isimli bu esere cevaptır.

Platon MÖ 428 - 348 tarihleri arasında yaşamış ileri görüşlü Yunan düşünce adamı, ekstremisttir. Platon Peloponnes Savaşı başlangıcından 4 yıl sonra doğmuştur. Atina’da demokrasi çöktüğünde 23 yaşındaydı. Yenilenen demokrasi MÖ 399 yılında hocası Sokrates’i idam ettiğinde 28 yaşındaydı. Bu olaydan sonra Atina’dan ayrılmış - tahminen 18 yıl süren bir ayrılık – bütün Yunan topraklarını gezmiştir. Döndüğünde ise Platonik akademinin – Akademos – kurucusu olmuştur. Ki kurulan bu akademi daha sonrasında çevresine ve özellikle de Yunan ve Roma dünyasına felsefi kaynaklık etmiştir. Okulun en bilindik öğrencilerinden birisi de Aristoteles’tir. Yaklaşık olarak 300 yıl etkin bir şekilde eğitimin devam ettiği bu okullarda Hristiyanlığı’nda çıkması ve yaygınlaşmasıyla manastırlara devredilmiş; akabinde ise modern çağın üniversiteleri haline gelmiştir. 80 yaşına kadar yaşamıştır.

23 Nisan 2019 Salı

Wilhelm Reich - Dinle, Küçük Adam - Kitap İncelemesi - Felsefe - Düşünce - İnsan - Toplum

Kendini Bil ve Hareket Et...
Merhaba…
Sigarayı silah sanan gençler size de merhaba. Aaa… Tv karşısında akşamını sabah eden güzel kadınlarımız ve siz biricik erkeklerimiz, evet size de merhaba. Günün her zamanı sokağımızın başındaki üç katlı binanın giriş katında oturan; sokağın daimi sakini olan, asla kendi fikri olmayan ve başkalarının fikirlerini doğru, yanlış bakmaksızın kendi fikriymişçesine doğru kabul eden Nuran Abla bu merhaba en çok sana. Yumurtadan çıkıp da tavuğu beğenmeyen evlatlarımıza da merhaba. İyiliği, enayilik ile karıştıran canım eniştem sana da merhaba. Ve sen, bunu okuyan güzide insan; biliyorsun ki sen bu dünyanın merkezisin ve sen olmazsan bu dünya var olmaz. Her zaman aklından geçtiği gibi “benim doğumumla başladı yaşam ve benle sona erecek,” düşüncen gibi. Sana da merhaba. Nice nitelikli meslek sahipleri olanlar; sıfatlarınızın kudretinden artık sıkılmadınız mı? Ezmiyor mu artık taşıdığınız üniformalar içinizdeki insan yanınızı; size de merhaba.

Merhaba kuşlara, kuşları besleyen doğaya ve doğanın daimi misafiri olan bütün sulara, su damlacıklarına ve yağmura. Can havliyle koşan tavşana, açlık ve yorgunluktan bitkin düşmüş tavşanı kovalayan tilkiye; size de merhaba…


19 Nisan 2019 Cuma

Soren Kierkegaard - Baştan Çıkarıcının Günlüğü - Kitap İncelemesi - Felsefe - Düşünce - Anı - Mektup - Günlük - Edebiyat

Baharları ilk ve son diye ayırırsak - ki bu ikimizin yaptığı en iyi şeydi – tam tamına yirmi sekiz bahar geçti. Kabaca bir hesap yapıyorum kendimle de ne çok şey kaybetmişim. Öncelikle zamanı, sonra anı ve dahasını… Yalnızım şimdi, aslında yalnızlıkta denmez buna. İnsanın sürekli düşünmesi yalnızlıktan sayılır mı? –Bilmiyorum. Cevap veremeseler de bazen pencereyle, çoğu zaman masa ve sandalyeyle konuşuyorum. Dedim ya yalnızım şimdi, kendimle…


Ad ve soyadını okuyup telaffuz edemediğim, bazen çok güzel sözleriyle karşılaştığım yazarı bu kitabıyla tanıma şansım oldu. Genelde isminin “Koenigsegg” spor arabalarla karıştırdığım bir yazar. Kendisi Danimarkalı ve 18. Yüzyılda yaşamış. Felsefe ve türevlerinde eğitim görmüş, o dallar üzerine kitaplar yazmış. Eserinden anladığım kadarıyla Antik Yunan ve Roma’ya hâkim, mitoloji sever. Hegel etkilendiği kişilerin başında gelir. Bazen alaylı, bazen ise başkaca yazarları öven, alkışlayan bir hali var. Kırk iki yaşında hayata gözlerini yummuştur.