“Haydi öyleyse prozit!..”
Yazar ismine takıntılıyım hala,
ne o öyle Vüs’at O. Bener… Birde ayrılmış isim tırnak ile ilginç mi ilginç.
Zaten kitapta da der ki Oğuz Atay’ın anısına. Keza sadece Oğuz Atay ile de
kalmaz yazar; Peyami Safa’dan Yalnızız, Knut Hamsun’dan Açlık, Cervantes’ten
Donkişot şuan aklıma gelenler. Birde yazarımız der ki; “Kır çiçekleri dirençli
daha solmamakta. Issızlığını dinliyorum – gözlerim açık,” hemen aklıma düşer
Orhan Veli’nin İstanbul’u Dinliyorum şiiri.
“Osman Yaylagülü. Gül değil efendim, sonu da ‘ü’, gülü.”
Ana karakterimizdir, Osman. Dedik
ya Oğuz Atay diye… Osman’da yazarımız Vüs’at’ın tutunamayanıdır.
Tutunamayanlar’da görünen “atektonik” yapısı görünmektedir. Bu sebeple yazım
birinci tekil şahıs ile dillendirilmiştir. Ayrıca kahramanın kendi iç dünyası
ile konuşması, aslında kurguyu okura değil de kendisine anlattığı ve kendi
kendine konuştuğu sık sık görülmektedir. Tek parça halinde bölüm bölüm
bakıldığında anlamsız olan bu esere tek bir parça olarak ele alındığında
anlamlandığı aşikârdır. Bu sebeple akışkan bir konu bekleyen okurlar bu eser
ile tamamen hayal kırıklığına uğrayabilir.
