3 Temmuz 2019 Çarşamba

Robert Burton - Melankolinin Anatomisi - 1. Fasikül - Kitap İncelemesi - Bilim - Deneme - İnceleme - Felsefe - Düşünce - Psikoloji


Polifonik bir insan olma mücadelem hava muhalefeti yüzünden askıya alındı ki bunu yapana deli diyorlar. Neymiş efendim yolun karşısından geçen bir arkadaşına oradan bağırılmazmış. Sebep ne diye sorduğunda ise adap kuralları, ahlak kuralları, lisans, eğitim, doktora, yaş gibi birçok zırva sunuyorlar. Belki de ben eğitimli bir deliyim, bunu bilebilir misin? İşte suskunluğum tamda burada başladı. Ve ben sustuğum içinde onlar için hastayım. Eee bağıranda deli diyorsun ama susunca ise adam olmuyor musun? dediğinde “melankolik” deyip deliliğin tam karşıt halini teşhis ediyorlar bedeninde… Hüzünlü bir adam olup çıkıyorsun.

Aslında bu delilik ve gülme hali için size çok iyi bir Hippokrates ve Demokritos ile alakalı hikâye anlatabilirim ancak uğraşmak istemiyorum. Belki bir gün hikâye ederim ve hatta yeniden okuma şansım olursa Hippokrates’in kitabını, size inceleme dahi yazabilirim.

“Nefret ediyorum, ama ne kadar istesem de, nefret ettiğim şey olmaktan kurtulamıyorum.” (Alıntı)

Yukarıdaki her iki paragrafı da ben yazdım. Eğer ki halen okuyorsan bu yazıyı ki muhtemelen okuduğunu düşünmek istiyorum. Melankoli halleri az çok buna benzer. Hüzün zaten işin vazgeçilmezidir. Bunun yanında ise kısa sürede aşırı uç noktalara iniş ile çıkışlarda bu rahatsızlık ile alakalandırılabilir. Hatta çevrene dikkat kesilmen ve en ufak ayrıntıları büyütmende bir işaret olabilir. Uykudan uyanınca dinlenmemiş bir bedeni ile karşılaşmanı da sayabiliriz, keyifli anlarda hüzünlenmekte buna tabidir. Bir genelleme yapılacak ise bu bir depresyondur ve ilgi alanı psikoloji bilimidir.

Robert Burton İngiliz yazar ve akademisyendir. 17. Yüzyılda yaşamamış ve Oxford Üniversitesi’nde “melankoli” başta olmak üzere birçok bilim dalında araştırmalar yapılmıştır. Aynı zamanda çok imanlı bir din adamıdır. Ancak imanlı kısmını az açmak istiyorum ve ölüm nedenini intihar olması imanını sorgulamama neden oluyor. Buradan ise araştırdığı konunun kurbanı olduğu izlenimini çıkarıyorum. Sonuç olarak yine aklıma gelen ise günümüzde ve geçmişimizde terzi hiçbir zaman kendi söküğünü dikememişti demekten alıkoyamıyorum kendimi.

“İrade ya da akıl nebati ve hissi olanı kontrol eder ve gem vurur; ya da vurmalıdır zira çoğunlukla insanoğlu arzularına sahip çıkamaz ve onlar tarafından tutsak alınır. Böylece insan tıpkı hayvanlar gibi içgüdüleri tarafından yönetilir ve dizginleri şehvetine ve çeşitli arzularına teslim eder.” (Alıntı)

Kitap Burton’un kendi öz yaşamı, okudukları, gördükleri ve duyduklarının kâğıda dökülmüş halidir. İyi bir gözlemci olduğu inkâr edilemez ve o tarihte günümüze ışık tutacak birçok harika tespitlerini biz okurlarına sunmuştur. Bedeni ruhbilimi ile harmanlamak ve bunu yaparken de modern çağ bilgini havası vermesi ve insan anatomisinin o çağda bu kadar harika bir şekilde betimlenmesini muazzam buldum. Özellikle felsefi yaklaşımları muhakkak okumalı ve üzerine düşünmelisiniz.

Asıl sorunun kalabalıklar içerisinde yalnız kalmak olduğunu görmekle kalmayıp Hz. Davud ile örneklendirmesi gayet şaşırtıcıydı. Örneğinin doğruluğuna hemfikirim, lakin bu alanın kısalığı beni üzen taraf oldu. Çünkü bundan ötesi insan anatomisi ve harikulade diyebileceğimiz anatominin çalışma hali. Dipnotların aşırı fazlalığı ise okurda konudan kopma gibi durumlar yaratsa da az bir geçmiş bilgisi bunun üzerini kapatıyor. Her şeye rağmen kitap benim için önem arz edecek türde ve saygınlıkta olan bir kitaptı.

“Biri için sinek ısırığı olarak nitelendirilen şey, diğeri için dayanılmaz bir acı kaynağı olabilir.” (Alıntı)

Kitabım Aylak Adam Yayınları’ndan iki cildin birincisi ve çevirisi gayet yerinde. Zor bir kitap olması ve bazı terimlerin okurlar tarafından bilinmemesi ek birkaç bilgiye uzanmayı gerektirmektedir. Sayfa kalitesi gayet yerinde, kısa bir çevirmen önsözü ile başlayıp, 50 sayfa yazarın şiirsel bir dille yazdığı kitap hakkındaki girizgâhını okuyoruz. Kitabı ve yazım amacını iyice kavradıktan sonra iki bölüm halinde kitap bizlere sunulmaktadır. Birinci başlığa ben hastalıklar ve dışsal faktörler, ikincisine ise anatomi ve diğer şeyler demek istiyorum.

Sözün özü; melankolinin ve üzerine söylenmiş düşüncelerin tamda düşündüğüm gibi olması ve beni desteklemesi bende ciddi bir heyecan yarattı ve kitabın daha kolay okunmasına sebebiyet verdi. Kitap kesinlikle meraklısına okunulası ve tavsiye edilesidir. Sizde “ben niye böyleyim?” diyorsanız ve duyduğunuz bir oyun havasında dahi hüzünleniyorsanız lütfen okuyunuz.

Sevgi ile kalın…..

Size bir hediye ek sunmam sizi, bunu okumanız ise beni mutlu eder.

“Bu tamburların sesi değil mi? Gece karışmış gündüze, bulutlar neden gri. Keşmekeş olan kaldırımlarda biriken sular bir yandan yıkar pabuçlarımı, kim bu diyarın bekçisi? Sigaranı yakarken rüzgârda durup beklediğin kadar, dikkat eder misin çevrene? Etmem tabi. Bununda tadı değişti, sigara değil zehir sanki. Sen ne bekliyordun ki? Kaldır kafanı göğe, biraz daha bak. Gör sonra seni bu denli deli edeni. Bulutlar neden gri.

Hey sen şaman tipli, dur bekle! Sana diyorum bekle. Neden ardına bakmadan kaçıyorsun? Bir ayinin son demine mi yetişeceksin? İtme be! Söyle bulutlar neden gri? Takım elbiseli beyler geçiyor üzerimden, sizleri kim bey etti? Bu parayı neden verdin bana? Kurtulmak istersin değil mi benden? Neydi bu kurtulmanın sadakası mı? Saatin kaç para? Kolundaki değil! Seni bir saatliğine kiralama bedeli? Al o zaman şunu şimdi söyle bulutlar neden gri?

Buz gibi binalarda çalışıyor, taş duvarlar arasında kalmaktan zevk alıyorsunuz belli. Daha çok çalışıp çok para kazanmak istiyorsunuz, neden? Sizi kim bu şekilde makineleştirdi? Ooww bak yeni araba alışmışsın, eskisi eskimiş miydi? Bu kadınlarda çok güzel, söylesene birisi beni de sevebilir mi? Hesabımda bin üç yüz lira var. Kaç sevimlik eder? Birazını ayır ama birde şu bulutlar neden gri?

Kopuz çalan deli zenci, solaryumdan hiç çıkmadığın belli? Bacağım kadar kolun var, sizin vücutlarınız neden bu kadar iyi? İçimdeki tenya uluyor, sabah ki yemeğini beğenmedi mi? Yine sinirlerim bozuldu, acaba bedeni servise çeksem mi?

Sıvazladım, bir kere daha sıvazladım. Öteden bağırıyor biri hey dayı hacı, söyle dedim canım taksi. Bineceksen bin kaynıyor her yan müşteri. Hadi be kerkenez, uçarsın yükseklerde bilmezsin bulutlar neden gri?” (İleti)

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder