18 Nisan 2019 Perşembe

Hiçbir Şey İçin, Artık Çok Geç! - Kendi Kalemimden Hikayeler


-Neden, çift olarak satın almak zorundayım? Asla diğer eşini giyemeyecek ki? Niye kusurumuzu, engelimizi böyle bir satış yaparak yüzümüze vuruyorsunuz ki?

-Beyefendi, tek olarak ayakkabı satılmaz. Lütfen zor durumda bırakmayınız beni, alacaksanız çift olarak almak zorundasınız! Lütfen.

-Hayır, almayacağım, teşekkür ederim. Bir tanesini hiç kullanmayacağımız bir şeyi neden alalım ki! Dünya engelsizler üzerine kurulu, her şey sizlere göre...

Girdiği dükkândan üzülerek çıkmak zorunda kaldı adam, karda iyice atıştırmaya başlamıştı. Durağa doğru yürümeye başladı, en son kızı Elif ile telefonda konuştuğunda, “Bütün arkadaşlarımın ayaklarında var bende istiyorum, ne olur baba, o ayakkabıyı bana al,” tek hatırladığı buydu. Yeniden ellerini cebine soktu, bütün parasını avuçlarının arasına alıp, sıktı. Cebinde 70 lirası vardı ayakkabılar ise 99,90 tl idi, alamadı. Bineceği üç 500T kafa numaralı otobüs yirmişer dakika arayla durağa yanaştı, binmedi. Yürüdü…


Kesme taş kaldırımda biriken su öbekleri ayakkabılarını ıslıyor, sağ ayakkabısının delik olan kısmından çoraplarına değin su geliyordu. Bedeni değildi üşüyen, içiydi. Kulaklarına dalga sesleri vurmaya başladı, akşamın karanlığında yönünü sese çevirdi. Hala aklındaydı kızının “…o ayakkabıyı bana al,” deyişi. Eliyle yüzüne değen kar tanelerini itekledi, içten sıcak nefesi ağzından buhar olarak çıkıyordu. Paltosunun iç cebini yokladı, ezik bir sigara paketini çıkardı, iki parmağıyla jelatinini ayırıp, içindeki tek kalmış dalı aldı, sigarayı yakamadı. Kar tanelerinin de teması ile iyice ıslanan sigara hafif bir rüzgârın esmesiyle filtresinden kopup, rüzgârla savruldu. Gülümsedi, kafasını yukarı kaldırıp “artık sağlığımı düşünmekten vazgeç,” dedi.

Kollarını denize bakan korkuluklara dayadı, karın beyazlığı, rüzgâr ile dansını izledi bir vakit. Dalgalar sesini yükseltti, önünü kesen beton duvara tokatlar atarak, çığlıklarını İstanbul semalarına duyuruyordu. Denizde kabına sığmıyordu, çaresiz bir insan bir baba nasıl kalıplara sığabilsindi. “Bana o ayakkabıyı al,” aklından silinmeden, gözleri doldu, süzüldü yaşlar… Kalbin terlemesi değil midir gözün yaşı? deyip, kuruladı gözünü. İşsizlik, hayat mücadelesi ve kızı. Eli cebine girdi yeniden, yetmiş TL’yi sıktı avuçlarının arasında, iki günde iki bin çuval unu indirip almıştı bu parayı, daha da sıktı avuçlarını.

Bu soğuk gecelerde yaşlar donar insanın gözünde, hele bir de o insan çaresizse ya da çare sizseniz, yok olan hayatları görmezsiniz. Ayrıldı sahilden, titrek adımlarla kafasını önüne eğerek yürümeye devam etti. Kar iyice oturmuştu yere, kıştı, soğuktu. Üşümüyor ama terliyordu. Paltosunun önünü açtı, rüzgârı hissetti bedeninde, üşüyen hala teni değildi, içiydi. Uyku da bastırmıştı iyice, iki gündür yevmiye peşinde koşuyordu, toplasan üç saat uyumamıştı. Karşısındaki parkın üzerindeki serili karı gördü, kendini sırtüstü bıraktı kara. Göğe baktı, düşen karları izledi, gözlerinin içi gülerek Tanrı’ya “verdiğin emaneti sana teslim ediyorum, iyi bak,” dedi.

Uyku böyle güzelken kim bilir ölüm nasıldır, diye düşündü. Elini cebine atıp yirmi TL’yi ve paltosunun iç cebindeki kalemi çıkardı. Elleri titreyerek, paranın üzerine büyük harfler ile KIZIMA O AYAKKABIYI ALIN! yazdı. Avuçlarında sıkıca buruşturdu parayı, sıktı elini. Gözlerini kapadı, uykuya bıraktı kendini…

Bir gün sonra…

Bütün haber kanalları parkta ölü bulunan adamı konuştu, gazeteler harıl harıl ilk sayfalarına taşıdı resimlerini… Koca koca puntolar ile KIZIMA O AYAKKABIYI ALIN! yazdılar. Ülke seferber oldu kızı için, sayısızca ayakkabı yolladılar, sırf geceleri rahat uyuyabilmek için! Çifter çifter ayakkabılardı bunlar, birisi sağ ayağa, diğeri…

Peki, bu insanlar dün neredeydi, insanın vicdanı sadece acı anında mı peyda olur? İlla düşünmek için, zihni çalıştırmak için, bir kıyıma mı maruz kalmalıyız? Hayat bir yol, bizler ise yolcuları değil miyiz? Nerede duygudaşlık, hani insanlar? Empati hakkında hikâyeler yazılıyor artık, çünkü o kadar uzak kalmışız ki kendimizi başkalarının yerine koymamaya, anca sözlerde yaşar olmuşuz, benlik her şeyi bitirmiş.

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder